

Alice

Chris Redfield

Claire Redfield

Bennett

Crystal

Albert Wesker

Angel

Luther West

K-Mart

Jill Valentine
Dünya, T-Virüsü’nün pençesinde çorak bir araziye dönüşmüşken Alice, Umbrella’nın Tokyo’daki ana karargahına klonlarından oluşan bir orduyla saldırır. Bu epik baskın sırasında Umbrella’nın lideri Albert Wesker, Alice’in insanüstü yeteneklerini elinden alan bir anti-virüs enjekte ederek kaçmayı başarır. Yeniden "insan" olan Alice, hayatta kalan dostlarını ve efsanevi güvenli bölge "Arcadia"yı bulmak için uçağıyla Alaska’ya doğru yola çıkar.
Ancak Alaska’da bulduğu tek şey, hafızasını kaybetmiş olan dostu Claire Redfield’dır. İkili, sağ kalan başkalarını ararken zombilerle kuşatılmış bir Los Angeles hapishanesine iniş yapar. Burada, Claire’in kardeşi Chris Redfield ile karşılaşırlar. Mahsur kaldıkları bu kaleden kurtulmak ve açık denizde bekleyen gizemli Arcadia gemisine ulaşmak için zamana karşı yarışırken, sadece zombi ordularıyla değil, Umbrella’nın en yeni ve en ölümcül mutasyonlarıyla da yüzleşmek zorundadırlar.
Milla Jovovich, Alice rolünde bu kez güçlerini kaybetmiş bir savaşçının kırılganlığını ve inadını ustalıkla sergiliyor. Süper güçleri olmadan da ne kadar tehlikeli olabileceğini kanıtlayan Alice, Jovovich’in performansıyla serinin en "insani" evresine giriyor. Ali Larter, Claire Redfield karakterine geri dönerek seriye süreklilik kazandırırken, sergilediği sert ve koruyucu tavırla Alice’in en büyük müttefiki olmaya devam ediyor.
Filmin en heyecan verici katılımı ise Chris Redfield rolüyle Wentworth Miller oluyor. Miller, oyun dünyasının bu ikonik kahramanına soğukkanlı ve stratejik bir hava katıyor. Karşı tarafta ise Shawn Roberts, serinin en büyük kötü adamı Albert Wesker rolünde, robotik hareketleri ve yenilmez tavrıyla etkileyici bir düşman portresi çiziyor.
Paul W.S. Anderson, yönetmen koltuğuna geri dönerek seriyi görsel olarak bambaşka bir seviyeye taşıyor. Avatar filminde kullanılan çekim tekniklerinden yararlanan yapım, derinlik algısı ve yavaşlatılmış çekim (slow-motion) sekanslarıyla dikkat çekiyor. Matrix esintili dövüş koreografileri ve endüstriyel müzikleriyle film, hikâyeden ziyade stilize bir aksiyon deneyimi sunuyor. Özellikle duş odasındaki devasa baltalı canavar (Axeman) sahnesi, görsel yönetmenlik açısından serinin zirve noktalarından biri olarak kabul ediliyor.
Görsel efektlerin ön planda olduğu, yüksek tempolu aksiyon filmi hayranları bu yapımı mutlaka izlemeli. Eğer Resident Evil oyunlarındaki Chris Redfield ve Albert Wesker rekabetini beyazperdede görmek istiyorsanız ve 2000’lerin modern aksiyon estetiğinden hoşlanıyorsanız bu film tam size göre.
Bu film, serinin hem teknik hem de hikâye anlamında bir kırılma noktasıdır. Alice’in süper güçlerinin geri plana itilmesi, aksiyonun daha taktiksel bir boyuta geçmesini sağlıyor. Ayrıca oyun dünyasından (Resident Evil 5) birebir aktarılan sahneler ve düşman tasarımları, filmi oyun severler için bir görsel şölene dönüştürüyor.
İnsani Direniş: Süper güçlerin yokluğunda bile kötülüğe karşı durabilme iradesi.
Kardeşlik Bağı: Claire ve Chris’in yıllar sonra buluşması üzerinden işlenen aile dayanışması.
Sahte Umut: "Arcadia" gibi kurtuluş vaat eden yerlerin aslında birer Umbrella tuzağı olabileceği gerçeği.
Bu filmin stilize aksiyonunu ve distopik dünyasını sevdiyseniz, gerilim filmleri arasında görselliğiyle öne çıkan Underworld: Awakening (2012) veya yine bir video oyun uyarlaması olan Silent Hill (2006) ilginizi çekebilir. Ayrıca hızlı tempolu zombi aksiyonu için kült film adayı World War Z (2013) iyi bir alternatif olacaktır.
Film, çekildiği dönemde tüm zamanların en yüksek gişe yapan Resident Evil filmi olmuştur. Baltalı Dev (The Executioner), aslında Resident Evil 5 oyununun en ikonik düşmanlarından biridir ve filmdeki tasarımı oyunla birebir aynıdır. Ayrıca Albert Wesker ile Alice arasındaki dövüş sahneleri, kare kare oyunlardaki hareketlerden esinlenerek koreografe edilmiştir.
Wesker’ın enjekte ettiği serum Alice’in T-Virüsü ile olan bağını kopararak onu normal bir insana dönüştürür. Ancak Alice, yılların getirdiği askeri deneyim ve kas hafızasıyla hâlâ dünyanın en tehlikeli savaşçılarından biridir.
Başlangıçta Alaska’da bir kasaba olduğu sanılan Arcadia, aslında açık denizde hareket eden ve radyo yayınlarıyla hayatta kalanları çağıran devasa bir Umbrella gemisidir.
Chris, bir asker olarak isyanı bastırmaya çalışırken mahkumlar tarafından bir hücreye kilitlenmiş, ancak hapishane zombilerce basıldığında orada unutulmuştur.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...