
Dram, Korku, Gerilim

Rosemary Woodhouse

Guy Woodhouse

Minnie Castevet

Roman Castevet

Hutch

Dr. Sapirstein

Terry

Laura-Louise

Mr. Nicklas

Elise Dunstan
Rosemary Woodhouse ve hırslı bir oyuncu olan eşi Guy, New York'un Central Park yakınlarındaki, hakkında tekinsiz dedikodular dolaşan eski bir apartman dairesine taşınırlar. Kısa süre sonra yan dairedeki yaşlı Castevet çiftiyle sıra dışı bir dostluk kurarlar. Bu süreçte Rosemary hamile kalır; ancak hamileliği beklediği gibi mucizevi değil, ağrılı ve fiziksel olarak yıpratıcı geçmeye başlar.
Zaman ilerledikçe Rosemary, çevresindeki herkesin bebeğiyle ilgili gizli bir planı olduğundan şüphelenmeye başlar. Guy'ın kariyerindeki ani yükseliş ve komşularının müdahaleci tavırları, onu paranoya dolu bir girdabın içine sürükler. Genç kadın, aslında çok daha kadim ve şeytani bir tarikatın tam ortasında kaldığını fark ettiğinde, kendisini ve doğmamış bebeğini korumak için çok geç kalmış olabilir.
Mia Farrow, Rosemary rolünde kırılganlığı ve masumiyeti ustalıkla yansıtırken, karakterin yaşadığı fiziksel çöküşü izleyiciye derinden hissettirir. Farrow'un bu performansı, sinema tarihinin en ikonik kadın başrollerinden biri olarak kabul edilir. Eşi Guy rolündeki John Cassavetes ise, hırsı için ruhunu satabilecek bir adamın bencilliğini soğukkanlılıkla canlandırır.
Yaşlı komşular Ruth Gordon ve Sidney Blackmer, sevecen görünümlerinin altındaki tekinsizliği muazzam bir dengeyle sunarlar. Özellikle Ruth Gordon, sergilediği bu unutulmaz performansla En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Oscar'ını kazanarak filmin etkileyiciliğini taçlandırmıştır.
Yönetmen Roman Polanski, Ira Levin’in romanından uyarladığı bu başyapıtla gerilim filmleri türüne yeni bir soluk getirmiştir. Filmde kan dökülmeden veya canavarlar gösterilmeden, sadece atmosfer ve psikolojik baskı üzerinden dehşet yaratılır. Polanski’nin detaycı yönetmenliği, her sahnede "bir şeyler yanlış gidiyor" hissini diri tutar. Gün ışığında geçen sahnelerin bile klostrofobik bir etki yaratması, filmin teknik başarısının bir göstergesidir.
Psikolojik derinliği olan, yavaş ilerleyen ama gerilimi iliklerinize kadar hissettiren yapımlardan hoşlanıyorsanız bu film tam size göre. Eğer korku filmleri dendiğinde aklınıza sadece görsel efektler değil, zihinsel bir huzursuzluk geliyorsa bu klasiği mutlaka izlemelisiniz. Ayrıca 60’lı yılların sinema estetiğini ve New York atmosferini merak eden izleyiciler için de eşsiz bir seyir deneyimi sunar.
Modern korku sinemasının temel taşlarından biri olan bu yapım, paranoya temasını en iyi işleyen filmlerin başında gelir. İnsanın en güvenli olması gereken yer olan "ev" kavramının nasıl bir kabusa dönüşebileceğini göstermesi açısından sarsıcıdır. Final sahnesindeki belirsizlik ve şok etkisi, filmi izledikten uzun süre sonra bile üzerine düşünmenize neden olacak kadar güçlüdür.
Paranoya ve İzolasyon: Bireyin en yakınlarına dahi güvenememesi ve toplum içinde yalnızlaşması.
Moderniteye Karşı Kadim Kötülük: Şehrin göbeğindeki lüks bir dairede yaşayan gizli, karanlık ayinler ve inançlar.
Kadın Bedeni Üzerinde Kontrol: Rosemary'nin hamileliği boyunca kendi bedeni ve kararları üzerindeki kontrolünü kaybetmesi.
Hırs ve İhanet: Başarı uğruna nelerin feda edilebileceğine dair sarsıcı bir eleştiri.
Eğer bu filmin atmosferini sevdiyseniz, yine bir Polanski klasiği olan Repulsion veya bir tarikatın ürpertici yüzünü anlatan The Wicker Man filmlerini izleyebilirsiniz. Ayrıca modern yapımlardan, benzer bir tekinsizlik sunan Hereditary de ilginizi çekebilir.
Mia Farrow, rolün gerçekçiliği adına çekimler sırasında çiğ karaciğer yemek zorunda kalmıştır.
Filmin çekildiği bina olan "The Dakota", yıllar sonra John Lennon’ın suikasta uğradığı bina olarak da tarihe geçmiştir.
Film vizyona girdiği dönemde dini çevreler tarafından büyük tartışmalarla karşılanmış, ancak sinematografik başarısı herkes tarafından takdir edilmiştir.
Hayır, film Ira Levin'in 1967 yılında yayımlanan kurgu romanından uyarlanmıştır.
Yönetmen Polanski, izleyicinin hayal gücünü kullanmayı tercih ederek bebeği hiçbir sahnede tam olarak göstermemiştir; bu da filmin ürperticiliğini artıran en önemli unsurdur.
Filmin 1976 yılında çekilmiş, televizyon için hazırlanan "Look What's Happened to Rosemary's Baby" adında bir devam filmi bulunsa da, orijinal yapımın etkisine ulaşamamıştır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...