

Louison

Julie Clapet

Clapet

Mademoiselle Plusse

Marcel Tapioca
Tried to Escape
Grandmother

Robert Kube

Roger Kube

Postman
Gıdanın neredeyse hiç bulunmadığı, post-apokaliptik bir gelecekte, ayakta kalmış köhne bir apartman dairesinde hayat alışılmışın dışında kurallarla işlemektedir. Apartmanın sahibi olan kasap Clapet, işe aldığı yardımcıları bir süre sonra kesip kiracılarına et olarak satmaktadır. Bu karanlık düzen, eski bir palyaço olan Louison’un apartmana yeni "yardımcı" olarak gelmesiyle sarsılır. Louison, beklenmedik şekilde kasabın kızı Julie’ye aşık olunca, hayatta kalma mücadelesi romantik ve absürt bir boyuta evrilir.
Yönetmenler Jean-Pierre Jeunet ve Marc Caro, bu ilk uzun metrajlı filmlerinde, izleyiciyi sepya tonların hakim olduğu, buharlı ve tekinsiz bir atmosfere hapsediyor. Apartman sakinlerinin her birinin kendine has tuhaflıkları ve yeraltında yaşayan vejetaryen direnişçiler olan "Troglodistler", hikâyeyi bir suç dramasından çok, distopik bir masala dönüştürüyor. Kült filmler listelerinin başında yer alan yapım, insan doğasının açlık karşısındaki acımasızlığını iğneleyici bir dille ele alıyor.
Louison rolünde izlediğimiz Dominique Pinon, lastik gibi esneyen yüz hatları ve melankolik bakışlarıyla palyaço ruhunu karaktere mükemmel bir şekilde yansıtıyor. Pinon’un fiziksel oyunculuğu, filmin diyalogsuz sahnelerindeki mizahı ve duyguyu tek başına sırtlamayı başarıyor. Jean-Claude Dreyfus ise kasap Clapet rolünde, hem korkutucu hem de karikatürize edilmiş otoriter figürüyle hafızalara kazınıyor.
Julie karakterine hayat veren Marie-Laure Dougnac, bu karanlık dünyadaki saflığın ve sevginin temsilcisi olarak Pinon ile harika bir kimya yakalıyor. Filmin oyuncu kadrosu, sanki bir çizgi romandan fırlamışçasına karakteristik yüzlerden seçilmiş; bu da filmin masalsı ve grotesk yapısını güçlendiren en önemli unsurlardan biri olarak öne çıkıyor.
Delicatessen, sadece bir film değil, her karesi titizlikle tasarlanmış bir tasarım harikasıdır. Jeunet ve Caro, dar alanları, gıcırdayan yayları ve ritmik sesleri kullanarak bir "apartman senfonisi" yaratıyor. Filmin rengi, ışık kullanımı ve geniş açılı lens tercihleri, izleyicide hem klostrofobik hem de hayranlık uyandıran bir etki bırakıyor. Fransız sineması denince akla gelen en özgün yapımlardan biri olan film, korku, komedi ve romantizmi aynı kazanda kaynatarak eşsiz bir lezzet sunuyor.
Sıra dışı atmosferlerden hoşlanan, görsel dili güçlü ve gerçeküstü hikâyelere ilgi duyan her sinemasever bu klasiği izlemeli. Eğer Terry Gilliam sinemasını veya yönetmenlerin bir sonraki başyapıtı olan Amélie'deki görsel dokuyu seviyorsanız, Delicatessen sizin için bir şaheser olacaktır. Kara mizahın en karanlık ama en yaratıcı örneklerinden birini görmek isteyenler için bu film kaçırılmaması gereken bir deneyim.
Filmi izlemek için en geçerli sebep, o meşhur "ritim sahneleri"dir; apartmandaki her sesin bir müzikal gibi birleştiği sekanslar sinema tarihinin en yaratıcı anları arasında yer alır. Ayrıca, kıyamet sonrası senaryolarına getirdiği bambaşka bakış açısı ve her izleyişte yeni bir detay keşfedilen zengin görselliğiyle en iyi bilim kurgu filmleri arasında apayrı bir yere sahiptir. Sanatsal yönetimin ve kurgunun bir filmde nasıl başrole dönüşebileceğini görmek için Delicatessen eşsiz bir örnektir.
Tüketim ve Hayatta Kalma: İnsanın en temel içgüdüsü olan açlığın ahlaki değerleri nasıl yok edebileceği.
Absürt Romantizm: En karanlık ve çürümüş ortamlarda bile sevginin yeşerebilme ihtimali.
Otorite ve Sömürü: Kasap figürü üzerinden toplumsal hiyerarşinin ve güç kullanımının eleştirisi.
Ritim ve Kaos: Hayatın en sıradan anlarındaki gizli uyum ve düzen.
Bu filmin grotesk ve stilize dünyasını sevdiyseniz, yine aynı yönetmen ikilisinin elinden çıkan Kayıp Çocuklar Şehri (The City of Lost Children) filmini mutlaka listenize eklemelisiniz. Ayrıca, distopik bir apartman hiyerarşisini işleyen Snowpiercer veya görsel estetiğiyle büyüleyen Wes Anderson’ın Büyük Budapeşte Oteli de benzer bir tat verebilir.
Film, yönetmenlerin ilk uzun metrajlı yapımı olmasına rağmen dünya çapında büyük bir başarı elde etmiş ve kült statüsüne erişmiştir.
Filmin çekildiği dönemde bilgisayar efektleri kısıtlı olduğundan, o etkileyici görsellik tamamen set tasarımları ve özel kamera teknikleriyle sağlanmıştır.
Filmin senaryosu, yönetmenlerin bir dönem yaşadıkları kötü bir pansiyon ve oradaki tuhaf komşularından esinlenilerek yazılmıştır.
Hayır, Delicatessen bir korku filmi olmaktan ziyade kara mizah odaklıdır; şiddet ve yamyamlık temaları grafik bir vahşetten ziyade absürt ve stilize bir şekilde sunulur.
Fransızca ve birçok dilde "şarküteri" veya "gurme ürünler satan dükkan" anlamına gelir ki bu da filmin yamyamlık temasına ironik bir göndermedir.
Hayır, film orijinal olarak sepya ve sarı tonların ağırlıkta olduğu özel bir renk paletiyle çekilmiştir; bu renk seçimi filmin post-apokaliptik atmosferini pekiştirmektedir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...