Oscar
Akademi Ödülleri (Oscar)


Saul Ausländer

Abraham

Eli Biederman

Bearded Prisoner

Rabbi Frankel
Saul's Son
Saul's Son

Dr. Miklós Nyiszli

Feigenbaum

Russian Prisoner
1944 yılında Auschwitz-Birkenau toplama kampındayız. Macar asıllı Saul Ausländer, "Sonderkommando" olarak adlandırılan özel bir grubun üyesidir. Bu grup, diğer mahkûmları gaz odalarına sokmak, cesetleri fırınlarda yakmak ve kamptaki "temizliği" yapmak zorunda bırakılan, ölümü bekleyen mahkûmlardan oluşur. Saul, ruhu neredeyse tamamen uyuşmuş bir halde bu korkunç çarkın bir parçasıyken, gaz odasından sağ çıkan ama kısa sürede öldürülen bir çocuk cesedi görür.
Saul, bu çocuğun kendi oğlu olduğuna inanır (veya buna inanmayı seçer). Artık hayattaki tek amacı, bu çocuğu yakılmaktan kurtarmak, bir haham bulmak ve ona gizlice dini bir cenaze töreni düzenlemektir. Kamptaki diğer mahkûmlar büyük bir isyanın hazırlığındayken, Saul’un tek kişilik "isyanı" ölü bir çocuğa onurunu geri vermektir. Saul’un Oğlu, cehennemin ortasında insani bir kalıntı arayan bir adamın nefes kesen, klostrofobik öyküsüdür.
Yönetmen László Nemes, başrolde daha önce profesyonel oyunculuk tecrübesi olmayan Macar şair Géza Röhrig'e yer vererek inanılmaz bir risk almış ve kazanmıştır. Röhrig’in film boyunca neredeyse hiç değişmeyen, donuk ama derin acı taşıyan yüzü, filmin duygusal yükünü tek başına sırtlar. Kamera neredeyse tüm film boyunca onun yüzüne veya omuzuna odaklanmıştır; bu da izleyiciyi Saul'un zihinsel hapishanesine kapatır.
2016 yılında "En İyi Yabancı Dilde Film" dalında Oscar ve Cannes’da Büyük Jüri Ödülü kazanan yapım, Holokost sinemasında bir devrimdir. Nemes, vahşeti doğrudan göstermek yerine arka planda bulanık bırakır; ancak ses tasarımı o kadar güçlüdür ki, gaz odalarındaki çığlıkları ve fırınların uğultusunu kemiklerinizde hissedersiniz. 4:3 dar ekran formatı ve sığ alan derinliği, izleyicide kaçacak yer bırakmayan bir klostrofobi yaratır. Bu sadece bir film değil, fiziksel ve ruhsal bir deneyimdir.
Sıradan bir II. Dünya Savaşı dramından fazlasını arayan, sinemanın teknik sınırlarının nasıl zorlanabileceğini merak eden her sinemasever bu yapımı izlemelidir. Holokost üzerine çekilmiş en gerçekçi ve sarsıcı yapımlardan biri olarak kabul edildiği için tarih meraklıları ve sanat filmi tutkunları için bir zorunluluktur. Ancak, psikolojik olarak oldukça ağır ve yıpratıcı bir içerik sunduğu unutulmamalıdır.
Film, trajediyi estetize etmeden, "ölüm fabrikasının" işleyişini bir memuriyet titizliğiyle ama en dehşet verici haliyle sunuyor. Saul’un imkansız cenaze arayışı, mantığın bittiği yerde inancın ve insan onurunun nasıl son sığınak haline geldiğini kanıtlıyor. Gözünüzün önündeki dehşeti bulanık görüp, kulaklarınızla her şeyi duymak, savaşın gerçekliğine dair en dürüst yaklaşımlardan biridir.
İnsan Onuru: Ölümün sıradanlaştığı bir yerde, bir ölüye saygı gösterme çabası.
Klostrofobi ve Tecrit: Hem fiziksel kampın hem de Saul'un zihninin darlığı.
Uyuşmuş Vicdan: Hayatta kalmak için vahşeti kanıksamak zorunda kalmak.
İsyanın Çeşitleri: Büyük bir kaçış planına karşılık, bireysel ve manevi bir direniş.
Eğer bu filmin yarattığı yoğun atmosferi ve tarihsel ağırlığı sevdiyseniz, yine Holokost temasını işleyen Schindler's List (Schindler'in Listesi) veya The Pianist (Piyanist) filmlerini izleyebilirsiniz. Teknik açıdan benzer bir klostrofobi ve takip sahneleri arıyorsanız, bir başka Macar usta Bela Tarr’ın eserleri veya Come and See (Gel ve Gör) benzer bir sarsıcılık sunabilir.
Film, dijital yerine 35mm film üzerine çekilmiştir; yönetmen bu sayede görüntülerin daha "organik ve canlı" olduğunu savunmuştur.
Ses tasarımı üzerinde aylar süren bir çalışma yapılmıştır; filmde duyulan çok dilli (Almanca, Macarca, Lehçe, Yidiş) karmaşa kampa dair gerçekliği pekiştirir.
Yönetmen László Nemes, bu filmi çekmeden önce yıllarca asistanlığını yaptığı usta yönetmen Béla Tarr'dan çok şey öğrenmiştir.
Akademi Ödülleri (Oscar)
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...