
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
Can adındaki karizmatik bir dans öğretmeni, kırkıncı yaş gününde hayatına dair radikal bir kararla yüzleşir. Geçmişinde iz bırakmış, her biriyle farklı bir tutku ve bağlılık türü yaşadığı dört ayrı kadını aynı anda, aynı mekanda buluşmaya davet eder. Bu davet, sadece fiziksel bir birleşmenin ötesinde; aşkın, sadakatin ve arzunun felsefi derinliklerine inen bir "hesaplaşma" seansıdır.
Can, kronometresini çalıştırarak kadınlarla geçirdiği süreyi ve onlara hissettiklerini analiz etmeye başlar. Ancak aşk, bir dans koreografisi gibi adımları önceden belirlenmiş bir yapı değildir. Film, bu dört farklı ilişkinin pencerelerini tek tek açarken; izleyiciyi Tacikistan’ın büyüleyici atmosferinde, zamanın ve duygunun birbirine karıştığı bir sorgulamanın içine çeker. Bir adamın yalnızlığına çare ararken yarattığı bu deneysel buluşma, duyguların matematiksel soğuklukla çarpıştığı sarsıcı bir finale doğru ilerler.
Filmin merkezinde yer alan Daler Nazarov, Can karakterinde hem otoriter bir dans ustasını hem de duygusal boşlukta kaybolmuş bir adamı büyük bir karizmayla canlandırıyor. Nazarov’un performansı, filmin entelektüel ağırlığını dengeleyen bir sakinliğe sahip.
Kadın karakterleri canlandıran Mariam Gaibova, Farzana Beknazarov ve diğer oyuncular, temsil ettikleri farklı aşk türlerini (masumiyet, ihtiras, sadakat ve isyan) beden dilleriyle etkileyici bir şekilde dışa vuruyorlar. Özellikle dans sahnelerindeki uyum ve karakterlerin Can ile kurdukları asimetrik bağlar, oyuncu kadrosunun bu deneysel anlatıya ne kadar iyi adapte olduğunu gösteriyor.
İranlı usta yönetmen Mohsen Makhmalbaf, bu yapımda sinemayı bir felsefe kürsüsüne dönüştürüyor. "Seks ve Felsefe", Makhmalbaf’ın daha önceki toplumsal gerçekçi filmlerinden ayrılarak, daha estetik, daha stilize ve soyut bir anlatıma yöneldiği bir dönemin ürünüdür. Filmde kullanılan kırmızı renklerin hakimiyeti, kronometre simgesi ve dans figürleri; arzunun hem disipline edilebilir hem de tamamen vahşi doğasını simgeler. Diyaloglar birer aforizma niteliğindedir ve görsellik bir şiir kitabının sayfaları gibi akar.
Aşk üzerine düşünmeyi seven, sinemayı sadece bir hikaye anlatma aracı değil, bir düşünme biçimi olarak gören izleyiciler bu filmi kaçırmamalı. Sanat filmi tutkunları ve İran sinemasının estetik derinliğine hayran olanlar için bu yapım eşsiz bir seyir deneyimi sunar. Eğer hızlı akan bir aksiyon yerine, durup düşündüren ve ruhu analiz eden dram ağırlıklı yapımlardan hoşlanıyorsanız, Seks ve Felsefe tam size göre.
Bu film, modern insanın aşkı bir tüketim nesnesine dönüştürmesini ve duyguları ölçmeye çalışırken nasıl kaybettiğini çarpıcı bir şekilde gösteriyor. Filmi benzerlerinden ayıran yönü, adındaki "seks" kelimesinin yarattığı beklentinin aksine, cinselliği tamamen zihinsel ve felsefi bir düzleme taşımasıdır. Tacikistan’ın otantik dokusuyla birleşen bu evrensel sorgulama, aşkın mantıkla açıklanamayacak bir "hata" olduğunu zarifçe kanıtlıyor.
Zaman ve Aşk: Aşkın ömrünün ölçülüp ölçülemeyeceği ve geçen zamanın duygular üzerindeki aşındırıcı etkisi.
Mükemmeliyet Arayışı: Bir adamın dört farklı kadında aradığı "tek ve kusursuz" aşkın imkansızlığı.
Sadakat ve İhanet: Aynı anda birden fazla kişiyi sevmenin ahlaki ve felsefi boyutları.
Yalnızlık: Kalabalık ilişkilerin ortasında bile bireyin kaçınılmaz içsel yalnızlığı.
Bu filmin aşkı analiz eden yapısını sevdiyseniz, Wong Kar-wai imzalı 2046 veya aşkın kimyasını bir laboratuvar titizliğiyle inceleyen The Science of Sleep (Uyku Bilimi) ilginizi çekebilir. Ayrıca yine bir adam ve hayatındaki kadınlar temasına daha farklı bir açıdan bakan Federico Fellini’nin 8½ başyapıtı, bu filmle benzer felsefi derinlikleri paylaşır.
Film, Tacikistan’da çekilmiştir ve yönetmen Makhmalbaf bu filmi "aşkın şiiri" olarak tanımlamıştır.
Başrol oyuncusu Daler Nazarov, aslında Tacikistan’ın en ünlü müzisyenlerinden biridir; bu durum filmdeki ritmik anlatıma katkı sağlamıştır.
Film, vizyona girdiği dönemde bazı muhafazakar çevrelerde ismi ve içeriği nedeniyle tartışmalara yol açmıştır.
Hayır, isminin aksine film fiziksel bir cinsellikten ziyade, cinselliğin ve arzunun felsefesine, estetiğine ve ruhsal boyutuna odaklanır.
Can'ın elindeki kronometre, insanların birbirine ayırdığı zamanın değerini ve aşkın zamana karşı direncini (ya da yenilgisini) ölçme çabasını simgeler.
Makhmalbaf, o dönemde İran’daki sansür baskıları nedeniyle daha özgür bir üretim alanı olarak gördüğü ve kültürel bağlarının olduğu Tacikistan’ı tercih etmiştir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...