

Joshua Connor

Ayshe

Major Hasan

Sgt. Jemal

Lt. Colonel Hughes

Arthur "Art" Connor

Edward Connor

Henry Connor

Omer

Dr. Ibrahim
1919 yılındayız. Birinci Dünya Savaşı bitmiş, ancak bıraktığı yaralar hala tazedir. Avustralyalı bir çiftçi ve "su arayıcısı" (su bulma konusunda sezgisel yeteneği olan biri) olan Joshua Connor, Çanakkale Savaşı'na gönderdiği üç oğlundan da haber alamamıştır. Eşinin vasiyeti üzerine, çocuklarının mezarlarını bulmak ve onları evine geri getirmek için binlerce kilometre öteden Gelibolu'ya gelir.
İşgal altındaki İstanbul'da ve savaşın henüz soğumadığı Çanakkale topraklarında Connor, beklediğinden çok daha farklı bir manzarayla karşılaşır. Eski düşmanları olan Türk askerleriyle, özellikle de Binbaşı Hasan ile iş birliği yapmak zorunda kalır.
Film, hem Hollywood hem de Türk sinemasının dev isimlerini bir araya getirerek büyük ses getirmişti:
Russell Crowe (Joshua Connor): Filmin hem başrolü hem de yönetmenidir.
Yılmaz Erdoğan (Binbaşı Hasan): Savaş yorgunu ama onurlu bir Türk subayını canlandırdığı bu rolüyle Avustralya Akademi Ödülleri'nde (AACTA) "En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu" ödülünü kazanmıştır.
Cem Yılmaz (Çavuş Cemal): Binbaşı Hasan'ın sadık silah arkadaşı rolünde, dramatik yeteneğini bir kez daha kanıtlıyor.
Olga Kurylenko (Ayşe): Connor'ın İstanbul'da kaldığı otelin sahibi, savaşta eşini kaybetmiş bir Türk kadınını canlandırıyor.
The Water Diviner, Anzak askerlerinin gözünden Türklerin de "onurlu ve cesur" birer düşman olduğunu gösteren nadir uluslararası yapımlardan biridir. Russell Crowe, hikayeye sadece bir savaş filmi olarak değil, bir barış ve anlayış köprüsü olarak yaklaşmıştır. Sinematografisi, özellikle Avustralya’nın uçsuz bucaksız arazileri ile İstanbul’un tarihi dokusu ve Çanakkale sahneleri arasındaki geçişler büyüleyicidir.
Tarihi olaylara ilgi duyanlar, Çanakkale Savaşı'nın insani boyutuna farklı bir perspektiften bakmak isteyenler ve epik dram sevenler için mutlaka izlenmesi gereken bir başyapıt. Eğer Gelibolu (Peter Weir), 1917 veya Hacksaw Ridge (Savaş Vadisi) gibi filmleri sevdiyseniz, bu etkileyici yapım tam size göre bir platform filmi.
Film, savaşı kazananın olmadığını, her iki tarafın da evlatlarını kaybettiği ortak bir acıyı paylaştığını çok vurucu bir dille anlatıyor. Yılmaz Erdoğan ve Cem Yılmaz’ı bir Hollywood yapımında, kendi dillerinde ve bu kadar güçlü rollerde izlemek gurur verici. Ayrıca Russell Crowe’un Türkiye’ye olan saygısını her karede hissetmek mümkün.
Babalık ve Sadakat: Bir babanın çocuklarına verdiği sözü tutmak için dünyayı aşması.
Düşmanlıktan Dostluğa: Savaş meydanında birbirini öldürmeye çalışanların, ortak bir acıda buluşması.
Umut: En kurak topraklarda bile su (veya hayat) bulma inancı.
Bu tarz güçlü tarihi dramları sevdiyseniz; Ayla, Kelebeğin Rüyası veya Atatürk (2023) filmlerini de listenize ekleyebilirsiniz.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...