
Dram

Tatar Ramazan

Zeynep

Abdurrahman Çavuş
Bıçkın Cafer

Kirmastılı Dayı

Akseli Ali

Baş Gardiyan Abdullah

Gardiyan Veli

Karacahöyüklü Mehmet

Çocuk
Tatar Ramazan Sürgünde, adaletin peşinde koşan ve haksızlığa boyun eğmeyen bir adamın sürgün edildiği hapishanelerdeki sert ve destansı mücadelesini konu alıyor.
Serinin ilk filmindeki olayların ardından Tatar Ramazan, cezasını tamamlamak üzere başka bir hapishaneye sürgün edilir. Ancak gittiği her yerde olduğu gibi burada da sistemin boşluklarından yararlanan, mahkûmları sömüren ve kendi derebeyliğini kurmuş olan karanlık figürlerle karşılaşır. Adana Kapalı Cezaevi'ne adım attığı andan itibaren, içerideki ağalık düzeninin ve gardiyanlarla iş birliği yapan zorbaların hedefi haline gelir.
Ramazan, sadece kendi onurunu değil, ezilen ve sesi kısılmış tüm mahkûmların haklarını savunmak için sessizliğini bozar. Film, II. Dünya Savaşı’nın gölgesinde, yoksulluğun ve çaresizliğin hüküm sürdüğü bir dönemde, bir adamın tek başına bir sisteme karşı nasıl devleşebileceğini anlatır. Kanunların işlemediği yerde kendi adaletini sağlamak zorunda kalan Ramazan’ın hikâyesi, trajedi ve kahramanlık arasında ince bir çizgide ilerler.
Filmin başrolünde, karakterle özdeşleşen ve kariyerinin en ikonik performanslarından birini sergileyen Kadir İnanır yer alıyor. İnanır, Tatar Ramazan'ın hem fiziksel heybetini hem de derin acısını ustalıkla yansıtıyor. Karşısında ise Yeşilçam sinemasının en güçlü kötü karakter oyuncularından biri olan Hayati Hamzaoğlu, Abdurrahman Çavuş rolüyle unutulmaz bir performans sergiliyor.
Esin Moralıoğlu, Ramazan’ın büyük aşkı Zeynep karakterine hayat vererek hikâyenin duygusal yönünü tamamlıyor. Yıldırım Gencer (Kirmastılı Dayı) ve Kazım Kartal (Akseli Ali) gibi dev isimlerin kadroda bulunması, hapishane atmosferinin o ağır ve gergin dokusunu güçlendiriyor. Her bir oyuncu, temsil ettiği toplumsal sınıfın veya karakter tipolojisinin hakkını vererek filmi bir Türk sineması klasiği haline getiriyor.
Melih Gülgen’in yönetmen koltuğunda oturduğu bu devam filmi, ilk halkanın başarısını bir adım öteye taşıyan nadir yapımlardan biridir. Ahmet Kaya’nın dokunaklı ve isyankâr müzikleriyle harmanlanan atmosfer, izleyiciyi 1940’ların karanlık ve soğuk hapishane koridorlarına hapsediyor. Film, sadece bir intikam öyküsü değil, aynı zamanda sınıfsal farklılıkların ve adalet kavramının sorgulandığı toplumsal gerçekçi bir eser niteliği taşıyor.
Temponun bir an bile düşmediği yapımda, diyalogların gücü ve çekim ölçekleri epik bir hava yaratıyor. "Benim adım Tatar Ramazan, ben bu oyunu bozarım" gibi repliklerin toplumsal hafızada bu kadar yer etmesi, senaryonun ne kadar güçlü bir damara temas ettiğinin kanıtıdır.
Bu yapım, özellikle Yeşilçam döneminin karakteristik özelliklerini taşıyan, adalet ve delikanlılık temalı filmleri sevenler için mutlak bir seyir keyfi sunuyor. Toplumsal adaletsizliklere karşı verilen bireysel mücadeleleri konu alan dram filmleri ilginizi çekiyorsa, Tatar Ramazan serisi listenizin başında yer almalıdır. Ayrıca Kadir İnanır’ın sert ama vicdanlı oyunculuğunu takdir eden her sinemaseverin bu başyapıtı deneyimlemesi gerekir.
Filmi benzerlerinden ayıran en büyük özellik, bir "kabadayı" hikâyesini karikatürize etmeden, insan onurunu merkeze alarak işlemesidir. Hapishane filmi türünün Türkiye’deki en başarılı örneklerinden biri olan yapım, dönemin siyasi ve sosyal panoramasını da başarıyla çizer. Sadece bir aksiyon veya dram değil, aynı zamanda haksızlığa karşı yükselen evrensel bir çığlıktır.
Mutlak Adalet: Yasaların yetersiz kaldığı durumlarda vicdani ve bireysel adaletin tecellisi.
Başkaldırı: Baskıcı sistemlere ve sömürü düzenine karşı boyun eğmeme iradesi.
Onur ve Sadakat: Mahpusluk şartlarında bile karakterden ödün vermeme ve dosta sadık kalma.
Toplumsal Yozlaşma: Hapishane bürokrasisi ve iç işleyişindeki yolsuzlukların eleştirisi.
Eğer bu filmin atmosferini sevdiyseniz, serinin ilk halkası olan Tatar Ramazan (1990) mutlaka izlenmelidir. Ayrıca Yılmaz Güney imzalı Yol ve Duvar gibi toplumsal gerçekçi yapımlar, hapishane hayatını ve adalet arayışını benzer bir ciddiyetle ele alır. Kadir İnanır’ın bir diğer hapishane temalı güçlü eseri olan 72. Koğuş da benzer bir ruh taşımaktadır.
Filmin senaryosu, hapishane edebiyatının usta ismi Kerim Korcan'ın aynı adlı eserinden uyarlanmıştır.
Kadir İnanır, Tatar Ramazan rolüne hazırlanırken karakterin heybetli görünmesi için yaklaşık 15 kilo almıştır.
Serinin en büyük özelliklerinden biri, Kadir İnanır'ın bu filmde kendi sesini kullanması ve dublaj yaptırmamasıdır; bu durum performansa ekstra bir doğallık katmıştır.
Filmin dış mekan ve hapishane sahnelerinin büyük bir bölümü, dönemin atmosferine uygunluğu nedeniyle Niğde Cezaevi ve çevresinde gerçekleştirilmiştir.
Evet, Tatar Ramazan karakteri, yazar Kerim Korcan'ın hapishanede tanıştığı gerçek bir mahkûmdan esinlenerek yaratılmıştır; yani hikâyenin kökeninde gerçek bir yaşam öyküsü yatar.
Serinin hem ilk filminde hem de devam filminde, filmin ruhuyla özdeşleşen ve atmosferi derinleştiren o meşhur müzikler efsane sanatçı Ahmet Kaya tarafından bestelenmiştir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...