

Viktor Navorski

Amelia Warren

Frank Dixon

Mulroy

Enrique Cruz

Thurman

Gupta Rajan

Dolores Torres

Salchak

Karl Iverson
Viktor Navorski, Doğu Avrupa’daki ülkesi Krakozhia’dan New York’a gitmek üzere yola çıktığında, uçuşu sırasında ülkesinde gerçekleşen askeri darbeden habersizdir. JFK Havalimanı’na indiğinde pasaportu geçersiz sayılır; çünkü ülkesi artık resmen tanınmamaktadır. Ne Amerika’ya giriş yapabilen ne de evine dönebilen Viktor, havalimanının transit yolcu salonunda, "hiçlik" ve "her yer" arasındaki o dar koridorda sıkışıp kalır.
Havalimanı yöneticisi Frank Dixon’ın tüm engelleme çabalarına ve bürokratik soğukluğa rağmen Viktor, bu devasa terminali kendine ait küçük bir dünyaya dönüştürür. İngilizce bilmeden başladığı bu süreçte dostlar edinir, iş bulur ve hatta güzel bir hostese aşık olur. Ancak Viktor’u bu kadar uzun süre beklemeye iten, elindeki eski bir konserve kutusunun içinde sakladığı çok özel bir sözün ağırlığıdır.
Tom Hanks, Viktor Navorski rolünde kariyerinin en naif ve içten performanslarından birini sergiliyor. Hanks’in aksanından fiziksel komedisine kadar her detayı ince işlenmiş bu karakter, izleyicinin kalbini ilk dakikadan kazanıyor. Catherine Zeta-Jones, hayatı bekleyişlerle geçen ve aşkta aradığını bulamayan hostes Amelia Warren rolünde hikayeye romantik ve hüzünlü bir dokunuş katıyor.
Filmin antagonisti konumundaki Stanley Tucci, kurallara sıkı sıkıya bağlı Frank Dixon karakteriyle bürokrasinin o ruhsuz yüzünü harika bir şekilde temsil ediyor. Ayrıca havalimanı çalışanları rollerinde gördüğümüz Kumar Pallana, Chi McBride ve Diego Luna, filme o çok sesli ve renkli atmosferi kazandıran yan karakter performanslarıyla göz dolduruyorlar.
Steven Spielberg, The Terminal ile devasa bir prodüksiyonu tek bir mekanın içine sığdırarak mucizeler yaratıyor. Film için inşa edilen devasa havalimanı seti, sinema tarihinin en etkileyici tasarımlarından biridir. Spielberg, dünyadaki kaosu ve siyasi gerilimleri dışarıda bırakıp, küçük bir insanın hayatta kalma ve onurunu koruma mücadelesine odaklanıyor. Janusz Kamiński’nin parlak ve temiz görüntü yönetimi, John Williams’ın ise Doğu Avrupa ezgileriyle süslü müzikleri filmin duygusal tonunu mükemmel bir şekilde dengeliyor. Hem güldüren hem de boğazda bir düğüm bırakan bu yapım, Spielberg’ün hümanist bakış açısının en güzel örneklerinden biridir.
Sıcak, samimi ve ilham verici hikayelerden hoşlanan herkes için bu film biçilmiş kaftandır. Eğer komedi ve dramın iç içe geçtiği, insan doğasına dair iyimser mesajlar veren bir yapım arıyorsanız, The Terminal sizi mutlu edecektir. Ayrıca Tom Hanks hayranları ve havalimanlarının o kendine has kaotik atmosferini sevenler için bu romantik film ve macera karması mutlaka izlenmesi gerekenler listesinde yer almalı.
Film, hayatın aslında kocaman bir "bekleme salonu" olduğunu ve bu bekleme sürecini nasıl değerlendirdiğimizin bizi biz yaptığını anlatıyor. "Dünya seni beklerken sen ne yaparsın?" sorusunu soran yapım, en zor şartlarda bile nezaketin ve dürüstlüğün nasıl kapılar açabileceğini gösteriyor. Ayrıca, sadece bir havalimanı terminalinde geçen bir hikayenin nasıl bu kadar sürükleyici ve görsel açıdan zengin olabileceğini görmek adına sinematografik bir başarı örneğidir.
Bekleyiş ve Sabır: Hayatın planlanmayan anlarında gösterilen direnç.
Bürokrasi ve İnsan: Katı kurallar karşısında bireyin hayatta kalma çabası.
Vefa ve Söz Tutma: Viktor’un babasına verdiği sözü tutmak için her şeyi göze alması.
Dil ve İletişim: Kelimelerin ötesinde kurulan insani bağlar ve dostluklar.
Eğer bir karakterin kısıtlı bir alanda veya zor şartlarda kendinden bir şeyler katarak hayata tutunmasını sevdiyseniz, yine Tom Hanks’in başrolde olduğu Cast Away (Yeni Hayat) filmini izleyebilirsiniz. Daha hafif ve tatlı bir romantizm arayanlar için You've Got Mail veya bir başka Spielberg draması olan Catch Me If You Can (Sıkıysa Yakala) bu filmin editoryal havasını destekleyecektir.
Film, 18 yıl boyunca Paris Charles de Gaulle Havalimanı'nda yaşayan Mehran Karimi Nasseri’nin gerçek hikayesinden esinlenilmiştir.
Film için gerçek bir havalimanı kullanılmamış, devasa bir hangarın içine çalışan yürüyen merdivenleri ve gerçek dükkanları olan tam teşekküllü bir terminal inşa edilmiştir.
Tom Hanks'in filmde konuştuğu "Krakozhian" dili aslında uydurmadır ancak aksanı Slav dillerinden esinlenerek oluşturulmuştur.
Filmdeki dükkanların çoğu (Starbucks, Burger King vb.) set için gerçek sponsorluklarla oraya yerleştirilmiştir.
Evet, film 1988'den 2006'ya kadar Paris'teki bir havalimanında mahsur kalan İranlı mülteci Mehran Karimi Nasseri’nin yaşadıklarından ilham alınarak senaryolaştırılmıştır.
Spoiler vermeden söylemek gerekirse, kutunun içinde babasının hayattayken tamamlayamadığı ve Viktor için manevi değeri paha biçilemez olan bir koleksiyon parçası bulunmaktadır.
Film, gerçek bir havalimanında yolcu trafiğini aksatmamak adına Kaliforniya'daki devasa bir uçak hangarında kurulan ve aslına birebir uygun olan set üzerinde çekilmiştir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...