
Komedi, Dram, Romantik

David

Short Sighted Woman

Hotel Manager

Loner Leader

Loner Swimmer

The Maid

Lisping Man

Limping Man

Heartless Woman

Nosebleed Woman
Yakın bir gelecekte, bekar kalmanın yasalara aykırı olduğu bir dünyada geçen hikâye, karısı tarafından terk edilen David’in bir otele yerleşmesiyle başlar. Bu otel, yalnız insanlara ruh eşlerini bulmaları için kırk beş günlük bir süre tanıyan tuhaf bir kurumdur. Kurallar katı ve acımasızdır; eğer bu süre zarfında kendinize uygun bir eş bulamazsanız, önceden seçtiğiniz bir hayvana dönüştürülerek doğaya salınırsınız.
David, bu baskıcı sistemin içerisinde hayatta kalmaya çalışırken, oteldeki diğer yalnızların çaresizliğine ve sistemin absürt ritüellerine tanıklık eder. Eşleşme kriterlerinin sadece fiziksel benzerlikler (burun kanaması, aksaklık gibi) üzerine kurulduğu bu düzen, sevgiyi mekanik bir zorunluluğa indirger. David, dönüşmek istediği hayvan olarak istakozu (lobster) seçer; ancak otelden kaçıp ormanda yaşayan "Yalnızlar" grubuna katıldığında, özgürlüğün de en az sistem kadar katı kuralları olduğunu fark edecektir.
Colin Farrell, David rolünde kariyerinin en sıra dışı performanslarından birini sergiliyor; karakterin donuk, göbekli ve duygularını bastırmış hali izleyiciye o dünyadaki çaresizliği iliklerine kadar hissettiriyor. Rachel Weisz ise ormanda tanıştığı "Miyop Kadın" karakteriyle, David’in hayatına duygusal bir derinlik katarken anlatıcı rolüyle filmin melankolik havasını pekiştiriyor.
Otelin sert ve kuralcı yöneticisini canlandıran Olivia Colman, sistemin soğuk yüzünü muazzam bir mizahla yansıtırken; Ben Whishaw ve John C. Reilly gibi isimler oteldeki diğer bekar karakterlerle hikâyeye hem trajik hem de komik unsurlar ekliyor. Léa Seydoux ise ormandaki "Yalnızlar" grubunun lideri olarak, otoritenin her yerde ne kadar tehlikeli olabileceğini gösteren sert bir portre çiziyor.
Yunan yönetmen Yorgos Lanthimos’un imzasını taşıyan film, modern ilişkiler ve toplumsal dayatmalar üzerine yapılmış en sert eleştirilerden biridir. Yönetmen, "Yunan Tuhaf Dalgası" akımının tüm özelliklerini kullanarak; monoton diyaloglar, simetrik çekimler ve ani şiddet patlamalarıyla izleyiciyi sürekli bir rahatsızlık içinde tutar. Film, romantik ilişkilerin doğasını ve toplumun yalnız bireylere bakış açısını sürreal bir mercekle sorgulatıyor.
Sıradan sinema kalıplarının dışına çıkmak isteyen, kara mizah ve distopya türlerinden hoşlanan izleyiciler için bu yapım bir hazine niteliğindedir. Eğer bir sanat filmi veya derin felsefi alt metni olan bir platform filmi arıyorsanız, The Lobster tam size göre. Toplumsal normların birey üzerindeki baskısını inceleyen bu gerilim filmi tadındaki dram, klasik romantizmden sıkılanlar için benzersiz bir tercihtir.
Film, sevginin bir uyum mu yoksa bir zorunluluk mu olduğu sorusuna verdiği rahatsız edici cevapla hafızalara kazınıyor. İnsanların toplumda yer edinebilmek için ne kadar ileri gidebileceğini ve kendinden ne kadar taviz verebileceğini tokat gibi yüzümüze vuruyor. Görsel kompozisyonları ve klasik müzik kullanımıyla estetik bir şölen sunarken, aynı zamanda izleyiciyi kendi ilişki standartlarını sorgulamaya itiyor.
Toplumsal Baskı: Bekar olmanın bir suç veya eksiklik olarak görülmesi.
İlişkilerin Mekanikleşmesi: Sevginin sadece ortak bir kusura dayandırılması.
Otorite ve İsyankarlık: Hem otelin hem de ormandaki grubun kendi içindeki faşizan kuralları.
Hayatta Kalma İçgüdüsü: Bireyin bir hayvan olmamak için takındığı sahte kimlikler.
Lanthimos’un diğer işleri olan Dogtooth (Köpek Dişi) veya The Killing of a Sacred Deer (Kutsal Geyiğin Ölümü), yönetmenin tarzını sevenler için ilk durak olmalı. Distopik bir düzende bireysel özgürlükleri sorgulayan Eternal Sunshine of the Spotless Mind (Sil Baştan) da farklı bir açıdan bu filmle benzer temalara sahiptir. Eğer tuhaf ve rahatsız edici bir atmosfer arıyorsanız, The Favorite (Sarayın Gözdesi) filmi de ilginizi çekebilir.
Colin Farrell, karakterin formsuz ve sıradan görünmesi için film hazırlık sürecinde yaklaşık 20 kilo almıştır.
Filmdeki sahnelerin çoğu doğal ışık kullanılarak çekilmiş ve yapay aydınlatmadan kaçınılmıştır.
Filmin çekimleri İrlanda’nın sisli ve kasvetli kırsal bölgelerinde gerçekleştirilmiştir, bu da filmin melankolik atmosferine büyük katkı sağlamıştır.
David istakozu seçer; çünkü istakozlar uzun yaşarlar, hayatları boyunca doğurgandırlar, mavi kanları vardır ve denizi severler. Ayrıca asil bir hayvan olduklarını düşünür.
Hayır, film tamamen alegorik bir evrende geçer. Günümüz dünyasındaki evlilik baskısı ve yalnız kalma korkusunun aşırı uçlara taşınmış bir hicvidir.
Filmin ucu açık sonu, sevginin fedakarlık gerektirip gerektirmediği veya bu fedakarlığın bir kandırmaca olup olmadığı sorusunu izleyiciye bırakır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...