
Dram
Gu Wentong, Pekin'in labirent gibi sokaklarında yemek eleştirmenliği yaparak günlerini geçiren, boşanmış ve yalnız bir adamdır. Hayatı, küçük kızı ve iş arkadaşlarıyla olan mesafeli ilişkileri arasında monoton bir döngüde ilerlerken, genç ve enerjik fotoğrafçı Ouyang Wenjun ile tanışması içindeki durgun suları hareketlendirir. Wenjun'un hayat dolu tavırları, Gu Wentong'u uzun süredir görmezden geldiği geçmişine doğru bir yolculuğa çıkarır.
Bu yolculuğun merkezinde, Wentong'un onlarca yıl önce ailesinden kopan ve şimdi Beidaihe sahilinde tek başına yaşayan babası yer alır. Film, kahramanımızın babasıyla olan kopuk bağlarını onarma çabasını, Pekin'in simgelerinden biri olan "Gölgesiz Kule"nin metaforik anlatımıyla birleştirir. Tıpkı kule gibi, karakterlerin de geçmişin uzun gölgelerinden kurtulup kendi ışıklarını bulma mücadeleleri sakin ama vurucu bir dille işlenir.
Filmin yükünü sırtlayan Xin Baiqing, Gu Wentong rolünde muazzam bir sakinlik sergiliyor. Karakterin içsel boşluğunu ve hüzünlü kabullenişini abartısız ama bir o kadar etkileyici bir oyunculukla sunuyor. Huang Yao ise Ouyang Wenjun rolünde, filme taze bir soluk ve dinamizm getiriyor; Wentong'un durağan dünyasına zıt bir neşe ve merak aşılıyor.
Baba rolündeki usta oyuncu Tian Zhuangzhuang, az konuşan ama bakışlarıyla çok şey anlatan performansıyla hikayenin duygusal ağırlığını perçinliyor. Oyuncu kadrosu, bir aile dramının ötesine geçerek karakterlerin arasındaki görünmez bağları ve sessiz çatışmaları izleyiciye hissettirmeyi başarıyor.
Yönetmen Zhang Lu, The Shadowless Tower ile sinema dilinde ustalığını bir kez daha konuşturuyor. Film, acele etmeyen temposuyla izleyiciyi Pekin'in sonbahar atmosferine hapsediyor. Şehrin mimarisi ve karakterlerin iç dünyası arasında kurulan paralellik, filmi sadece bir hikaye anlatıcısı değil, aynı zamanda görsel bir şiir haline getiriyor. Duygusal etkisi, büyük patlamalardan ziyade küçük anlarda ve sessizliklerde gizli.
Hayatın anlamını, aile ilişkilerini ve geçmişin üzerimizdeki etkisini sorgulayan izleyiciler için bu film tam bir hazine. Özellikle sanat filmi sevenler ve Asya sinemasının o kendine has, dingin anlatım tarzına ilgi duyanlar bu yapımdan büyük keyif alacaktır. Şehirle kurulan duygusal bağı ve biyografi tadındaki karakter derinliğini önemseyen sinemaseverler listelerine mutlaka eklemeli.
Bu film, modern hayatın içinde hepimizin hissettiği o "ait olamama" duygusuna çok zarif bir yerden dokunuyor. İnsan ilişkilerinin kırılganlığını ve affetmenin iyileştirici gücünü, didaktik olmadan anlatması en büyük artısı. Ayrıca Pekin'in o az bilinen, eski mahalle kültürünü ve yerel atmosferini bir belgesel titizliğiyle yansıtması izleyiciyi farklı bir dünyaya davet ediyor.
Geçmiş ve Hafıza: Karakterlerin bugününe yön veren eski travmalar ve hatırlanan anlar.
Baba-Oğul İlişkisi: Yıllar süren sessizliğin ve kopukluğun ardından gelen zorlu yüzleşme.
Kentsel Melankoli: Modern bir metropolde bireyin yalnızlığı ve mekânla kurduğu ilişki.
Yeniden Başlamak: Orta yaşın getirdiği durgunlukta yeni bir nefes ve yön arayışı.
Eğer bu filmin atmosferini sevdiyseniz, aile filmi kategorisindeki derinlikli yapımları ve yönetmen Zhang Lu'nun diğer işlerini inceleyebilirsiniz. Özellikle Edward Yang'ın Yi Yi filmi veya Kore sinemasının melankolik dramları olan Burning gibi yapımlar, benzer bir varoluşsal sorgulama ve görsel estetik sunmaktadır. Bu tarz festival filmleri ruhu dinlendiren bir etkiye sahiptir.
Filmin adı olan "Gölgesiz Kule", Pekin'deki ünlü Beyaz Kule Tapınağı'na (Miaoying Tapınağı) bir göndermedir; efsaneye göre bu kulenin gölgesi çevresine düşmez.
Yönetmen Zhang Lu, filmi çekerken Pekin'in değişen siluetini ve eski sokakların yok oluşunu belgelemek istemiştir.
Film, 73. Berlin Uluslararası Film Festivali'nde Altın Ayı için yarışarak uluslararası arenada büyük takdir toplamıştır.
Film, Pekin'de yaşayan orta yaşlı bir adamın, genç bir kadınla tanışması sonrası yıllardır görmediği babasıyla iletişim kurmaya çalışmasını ve kendi iç dünyasındaki boşlukları doldurma çabasını anlatıyor.
Gölgesiz Kule, hem Pekin'deki gerçek bir yapıyı temsil ediyor hem de karakterlerin geçmişlerindeki izleri, bazen görünmez olan ama hep orada duran duygusal ağırlıkları simgeliyor.
Hayır, film kurgusal bir hikayeye sahip olsa da karakterlerin hayat hikayeleri o kadar gerçekçi işlenmiştir ki bir biyografi izliyormuş hissi uyandırmaktadır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...