
İran’da emekli bir dans öğretmeni olan Tarlan, hayatını disiplin ve zarafet üzerine kurmuş bir kadındır. Ancak bir gün, yakın arkadaşının kocasının karıştığı korkunç bir cinayete tanıklık etmesiyle tüm dünyası sarsılır. Katilin, devletin üst kademelerinde güçlü bağlantıları olan nüfuzlu bir figür olması, Tarlan’ın tanıklığını sıradan bir adli olaydan çıkarıp rejimin karanlık koridorlarıyla bir hesaplaşmaya dönüştürür. Şahit, gerçeği haykırmak isteyen bir bireyin, susturulmak istenen bir toplumdaki yalnızlığını odağına alıyor.
Polis ve yargı organlarının olayı örtbas etmeye çalışması, Tarlan’ı bir seçim yapmaya zorlar: Ya herkes gibi başını öne eğip güvenliğini seçecek ya da hayatı pahasına adaletin peşinden gidecektir. Tarlan, sadece bir cinayetin değil, aynı zamanda İran’daki kadınların, sanatçıların ve özgür düşüncenin uğradığı sistematik şiddetin de canlı şahidi haline gelir. Film, karakterin iç dünyasındaki fırtınaları, İran sokaklarındaki tekinsiz sessizlikle birleştirerek izleyiciye klostrofobik bir gerilim sunuyor.
Filmin başrolünde yer alan Maryam Boobani, Tarlan karakterinde kariyerinin en unutulmaz performanslarından birini sergiliyor. Boobani, yaşlı bir kadının kırılganlığı ile sarsılmaz adalet duygusunun yarattığı o sert direnci büyük bir ustalıkla harmanlıyor. Onun bakışlarındaki kararlılık, filmin sessiz ama en güçlü başkaldırı unsuru olarak öne çıkıyor.
Yardımcı oyuncu kadrosu, İran sinemasının o meşhur gerçekçi oyunculuk geleneğini başarıyla sürdürüyor. Katil zanlısı koca ve çevresindeki bürokratik engelleri temsil eden karakterler, kötülüğün ne kadar sıradan ve kurumsallaşmış olabileceğini etkileyici bir soğukkanlılıkla yansıtıyor. Oyuncuların tamamı, yönetmen Nader Saeivar’ın kurduğu bu tekinsiz atmosfere hizmet eden, abartısız ve derinlikli performanslar imzalıyorlar.
Yönetmen Nader Saeivar, senaryosunu usta yönetmen Jafar Panahi ile birlikte kaleme aldığı Şahit (Shahed) ile izleyiciyi vicdani bir sınavın ortasına bırakıyor. Venedik Film Festivali’nde izleyici ödülü kazanan yapım, İran sinemasının toplumsal eleştiri gücünü bir kez daha kanıtlıyor. Saeivar, kamerayı sadece bir olayı kaydetmek için değil, rejimin kurbanlarını ve onların sessiz direnişini belgelemek için kullanıyor. Filmin 100 dakikalık süresi boyunca tansiyon hiç düşmezken, Tarlan’ın dans derslerindeki estetik duruşu ile adliye koridorlarındaki soğuk gerçeklik arasındaki zıtlık, sinematografik bir başarı olarak göze çarpıyor.
Bu yapım, özellikle toplumsal gerçekçi sinemayı ve politik dramları seven izleyiciler için mutlaka görülmesi gereken bir eserdir. İran sinemasının sembolik ve cesur anlatım diline ilgi duyanlar, bu festival filmi seçkisinden büyük bir tat alacaktır. Adalet, vicdan ve kadın hakları gibi evrensel temaların, baskıcı bir rejim altında nasıl işlendiğini merak eden her sinemasever bu nitelikli yabancı film için zaman ayırmalıdır.
Şahit, bir kadının sesinin, koca bir devlet mekanizmasından daha yüksek çıkabileceğini gösterdiği için izlenmeli. Filmi benzerlerinden ayıran en büyük özellik, bir "polisiye" gibi başlamasına rağmen kısa sürede toplumsal bir uyanış hikayesine evrilmesidir. Jafar Panahi’nin senaryodaki dokunuşları, hikayeye sadece bir film değil, aynı zamanda politik bir duruş kimliği kazandırıyor. Gerçek adaletin mahkeme salonlarında değil, bireyin vicdanında başladığını anlatan bu sarsıcı film, izleyiciyi uzun süre etkisinden kurtaramayacağı bir sorgulamaya itiyor.
Adalet ve Yolsuzluk: Güçlü olanın yasalar tarafından korunduğu bir sistemde gerçeğin değeri.
Kadın Direnişi: İranlı bir kadının hem aile içi şiddete hem de devlet baskısına karşı duruşu.
Tanıklığın Ağırlığı: Bir suçu görmenin getirdiği ahlaki sorumluluk ve bunun yarattığı tehlikeler.
Sanatın İyileştirici Gücü: Dansın, tüm yasaklara rağmen bir özgürlük alanı olarak varlığını sürdürmesi.
Eğer Şahit filminin yarattığı toplumsal gerilimi sevdiyseniz, bir başka İran başyapıtı olan ve adaleti bir boşanma davası üzerinden sorgulayan A Separation (Bir Ayrılık) filmini izleyebilirsiniz. Ayrıca, yine Jafar Panahi imzalı olan ve kadınların toplumdaki yerini sert bir dille ele alan The Circle (Daire) veya bir cinayetin ardından gelen vicdan muhasebesini işleyen Beyond the Wall gibi yapımlar da ilginizi çekebilir.
Filmin senaryosu, İranlı usta yönetmen Jafar Panahi tarafından, kendisi ev hapsinde ve çalışma yasağındayken Nader Saeivar ile iş birliği yapılarak yazılmıştır.
Film, dünya prömiyerini yaptığı 81. Venedik Film Festivali’nde "Orizzonti Extra" bölümünde İzleyici Ödülü’nü kazanmıştır.
Filmdeki dans sahneleri, İran’da kamusal alanda kadınların dans etmesinin yasak olduğu gerçeği göz önüne alındığında, başlı başına siyasi bir başkaldırı sembolü olarak kurgulanmıştır.
Film belirli bir gerçek olayı anlatmasa da, İran’daki kadın cinayetleri, adalet sistemindeki aksaklıklar ve nüfuzlu kişilerin cezasız kalması gibi yaygın toplumsal gerçeklerden ilham almıştır.
Dans, ana karakter Tarlan için sadece bir meslek değil; özgürlüğün, zarafetin ve kaybolmaya yüz tutmuş bir kültürel mirasın sembolüdür. Rejimin donukluğuna karşı akışkan bir direnişi temsil eder.
Film orijinal dilinde Farsça ve Azerbaycan Türkçesi (Azeri) dillerinde seslendirilmiştir; bu da karakterlerin etnik ve kültürel derinliğini artıran bir unsurdur.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...