

Georg

Marie

Richard
Driss

Architect / Frau

Bartender / Narrator

Paul

Mexican Consul

Heinz

Melissa
İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi işgali altındaki Fransa'da geçen bir romanı temel alan film, beklenmedik bir yönetmen tercihiyle günümüz Marsilya'sında geçer. Georg, işgal altındaki Paris'ten kaçarak Marsilya'ya gelir. Yanında, intihar eden bir yazarın eşyaları ve vizesi vardır. Georg, ölen yazarın kimliğine bürünerek Meksika'ya gitmek için gemi beklemeye başlar.
Ancak bekleme sürecinde, ölen yazarın kocasını arayan gizemli Marie ile tanışır ve ona aşık olur. Film, "gitmek" ile "kalmak" arasında sıkışmış insanların, liman kentlerinin geçiciliğinde kurdukları kırılgan bağları anlatır. Dram ve gerilim unsurlarını barındıran yapım, ne tam geçmişte ne de tam bugünde geçen atmosferiyle izleyicide eşsiz bir kafa karışıklığı ve melankoli yaratır.
Filmin başrolünde, modern sinemanın en karizmatik yüzlerinden biri olan Franz Rogowski (Georg) yer alıyor. Rogowski, karakterin hem tedirginliğini hem de o tuhaf sakinliğini kendine has fiziksel özellikleriyle harika bir şekilde harmanlıyor.
Marie rolünde ise, yine Petzold’un favori oyuncularından olan ve her sahneye derinlik katan Paula Beer bulunuyor. İkilinin arasındaki kimya, filmin o hayaletvari havasını destekleyen en güçlü unsur. Bu iki oyuncu, daha sonra yine Petzold'un Undine filminde bir araya gelerek sinemasal bir ortaklığa imza atmışlardır.
Christian Petzold, Anna Seghers'in 1944 tarihli romanını günümüz Marsilya sokaklarına taşıyarak dahice bir iş çıkarıyor. Kostümler ve mekanlar bugüne ait olsa da, karakterler 1940'ların dilini konuşuyor ve Nazi tehdidini bugünün polis baskınlarıyla eşleştiriyor. Bu tercih, mültecilik dramının sadece bir döneme ait değil, zamansız bir insanlık durumu olduğunu kanıtlıyor. Dünya sineması içinde "modern bir klasik" olarak kabul edilen film, Berlin Film Festivali’nde büyük ilgi görmüş ve eleştirmenlerden tam not almıştır.
Avrupa sinemasının entelektüel derinliğini seven, "Hayalet hikâyeleri" tadındaki dramlardan hoşlanan ve mültecilik meselesine farklı bir perspektiften bakmak isteyen herkes bu filmi izlemeli. Eğer Casablanca gibi klasik kaçış hikâyelerini seviyorsanız ama daha modern ve soyut bir anlatım arıyorsanız, Transit sizi içine çekecektir.
Bu filmi izlemek için en büyük sebep, yönetmenin geçmişi ve bugünü aynı potada eritme cesaretidir. Film, mültecilerin yaşadığı o bitmek bilmeyen "bekleme" halini ve bürokrasinin soğukluğunu fiziksel olarak hissettiriyor. Ayrıca Franz Rogowski ve Paula Beer'ın büyüleyici performansları için bile izlenmeye değer. Sanat sineması meraklıları için her karesi üzerine konuşulabilecek bir başyapıt.
Arafta Kalmak: Sürekli bir yere gitmeye çalışırken hiçbir yere ait olamama hali.
Kimlik Değişimi: Hayatta kalmak için başkasının hayatını çalmak veya onun gölgesinde yaşamak.
Aşk ve Sadakat: Kaosun ortasında kurulan ilişkilerin ne kadar gerçek olduğu sorgusu.
Tarihsel Tekerrür: Geçmişin acılarının bugünün sokaklarında hala yankılanıyor olması.
Transit'in yarattığı o zamansızlık ve gerilim hissini sevdiyseniz; yönetmenin bir diğer etkileyici filmi olan Phoenix'i (Yüzündeki Sır), mülteci psikolojisini farklı işleyen Dheepan'ı veya bir kaçış klasiği olan Casablanca'yı izleyebilirsiniz.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...