

Paterson

Laura

Donny

Doc

Everett

Marie

Method Man
Boy on Bus 1

Boy on Bus 2

Sam
New Jersey eyaletinin Paterson şehrinde yaşayan ve kendisiyle aynı adı taşıyan Paterson, günlerini bir belediye otobüsü şoförü olarak geçirmektedir. Her sabah aynı saatte uyanır, direksiyon başına geçer, yolcuların konuşmalarına kulak misafiri olur ve molalarında cebindeki deftere şiirler karalar. Paterson için hayat, tekrarlardan ibaret sıkıcı bir döngü değil; her gün yeniden keşfedilmesi gereken sessiz bir ritimdir.
Akşamları eve döndüğünde onu hayalperest ve sürekli yeni projeler üreten karısı Laura karşılar. Paterson'ın minimalist ve gözlemci yapısına tezat oluşturan Laura’nın enerjisi, evdeki dengeyi sağlar. Film, bu genç çiftin bir haftalık yaşam kesitini ekrana taşırken, sıradan bir hayatın içine gizlenmiş sanatı ve estetiği keşfediyor. Büyük trajedilerin veya aksiyonun değil, bir fincan kahvenin, bir köpeğin ve yazılmamış mısraların hikâyesini anlatan bu sanat filmi, izleyiciyi dingin bir ruh haline davet ediyor.
Filmin başrolünde, Paterson karakterine hayat veren Adam Driver yer alıyor. Driver, abartısız ve derinlikli oyunculuğuyla karakterin içsel huzurunu ve gözlemci yapısını kusursuz bir şekilde yansıtıyor. Az konuşan ama çok şey anlatan bu performans, aktörün kariyerindeki en özel işlerden biri olarak kabul ediliyor.
Laura rolünde izlediğimiz İranlı oyuncu Golshifteh Farahani ise, karaktere büyüleyici bir neşe ve yaratıcılık katıyor. Paterson ile aralarındaki naif sevgi bağı, filmin duygusal omurgasını oluşturuyor. Ayrıca Paterson’ın sadık ama bir o kadar da huysuz İngiliz buldoğu Marvin (Nellie), sahneleri çalan performansıyla filme mizahi bir dokunuş katıyor.
Bağımsız sinemanın usta ismi Jim Jarmusch, Paterson ile sinema dilini en saf ve duru haline getiriyor. Film, modern dünyanın hızına ve gürültüsüne karşı bir antitez niteliği taşıyor. Jarmusch, bir haftalık döngüyü benzer planlar ve tekrarlarla anlatarak izleyiciyi Paterson’ın dünyasındaki sükunete ortak ediyor. Görsel dili, William Carlos Williams’ın şiirlerine bir saygı duruşu niteliğindeki bu yapım, büyük cümleler kurmadan da çok şey anlatılabileceğini kanıtlıyor.
Hızlı kurgudan ve karmaşık olay örgülerinden yorulmuş, ruhunu dinlendirmek isteyen her sinemasever bu filmi mutlaka izlemeli. Şiire meraklı olanlar, günlük hayatın estetiğine değer verenler ve karakter odaklı bağımsız sinema örneklerini sevenler için Paterson gerçek bir hazine. Eğer hayatın küçük detaylarında saklı olan güzellikleri fark etmeyi seviyorsanız, bu film tam size göre.
Paterson, izleyiciye "durmayı ve bakmayı" öğrettiği için izlenmeli. Günümüz dünyasında her şeyin tüketime dayalı olduğu bir atmosferde, sadece var olmanın ve üretmenin (hiç kimse okumasa bile şiir yazmanın) kıymetini hatırlatıyor. Film bittiğinde kendinizi daha sakin, daha dikkatli ve çevrenizdeki detaylara karşı daha duyarlı hissetmeniz kaçınılmaz.
Rutinin Estetiği: Günlük alışkanlıkların ve tekrarların içindeki gizli sanat.
Şiirsel Bakış Açısı: Dünyayı bir şairin gözünden, kelimelerin ve imgelerin rehberliğinde görme çabası.
Sessiz Sevgi: Büyük kavgalar yerine, birbirinin hayallerine saygı duyan bir çiftin naif bağlılığı.
Gözlemcilik: Hayatı yaşarken aynı zamanda onu bir seyirci gibi izlemenin getirdiği bilgelik.
Bu filmin dinginliğini sevdiyseniz, yine Jim Jarmusch imzalı Only Lovers Left Alive ya da minimalist anlatımıyla dikkat çeken Columbus gibi yapımlara şans verebilirsiniz. Japon sinemasından benzer bir huzur arayanlar için ise Still Walking gibi dram türündeki eserler uygun birer tercih olacaktır.
Filmde Paterson'ın yazdığı şiirler aslında ünlü şair Ron Padgett tarafından bu film için özel olarak yazılmıştır.
Adam Driver, karakterin otobüs şoförü kimliğini gerçekçi kılmak için film çekimlerinden önce gerçekten otobüs sürme lisansı almıştır.
Filmdeki köpek Marvin’i canlandıran Nellie, Cannes Film Festivali'nde en iyi köpek performansına verilen "Palm Dog" ödülünü kazanmıştır.
Hayır, Paterson tamamen kurgusal bir karakterdir; ancak film, ünlü şair William Carlos Williams'ın "Paterson" adlı epik şiirine ve şehre olan bağlılığına bir saygı duruşu niteliğindedir.
Film boyunca Paterson'ın karşısına çıkan ikizler, karakterin dünyasındaki görsel kafiyeleri ve hayatın içindeki tesadüfi tekrarları simgeleyen sürreal bir detaydır.
Paterson için şiir yazmak bir şöhret veya başarı aracı değil, dünyayı anlama ve kendi içine dönme biçimidir. Onun için üretim sürecinin kendisi, sonucundan çok daha değerlidir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...