

Greg

Roy

Alfie

Helena Shepridge

Dia

Charmaine

Sally

Cristal

Jogging Partner

Personal Trainer
Alfie ve Helena, onlarca yıllık evliliklerini Alfie’nin aniden bastıran yaşlılık korkusu nedeniyle bitirirler. Alfie, kaybettiği gençliğini ve enerjisini, kendisinden yaşça çok küçük ve gösterişli Charmaine ile evlenerek bulabileceğine inanır. Bu ani terk edilişle dünyası başına yıkılan Helena ise teselliyi gerçeklerden kaçmakta bulur; hayatını şarlatan bir falcının kehanetlerine göre şekillendirmeye başlar. Onların kızı Sally ise, başarısız bir yazar olan kocası Roy ile olan monoton evliliğinde mutluluğu çoktan yitirmiştir.
Sally, çalıştığı sanat galerisindeki yakışıklı ve karizmatik patronu Greg’e karşı gizli bir aşk beslemeye başlar. Diğer yanda Roy, son romanı için yayıncılardan umutsuzca cevap beklerken, karşı pencereden kendisine bakan gizemli güzellik Dia’yı fark eder. Bu yeni tutku, Roy’u hayatının aşkını bulduğuna inandırır. Ancak karakterlerin mutluluğu yakalamaya yönelik her hamlesi, onları komik bir umutsuzluğa ve daha büyük kalp ağrılarına sürükler. Film, insanın hayalleri ve gerçekleri arasındaki o ince, trajikomik çizgide yürüyor.
Woody Allen’ın zengin oyuncu kadrosunda, Alfie rolündeki Anthony Hopkins, yaşlılık krizine giren bir adamın çaresizliğini ustalıkla sergiliyor. Helena karakterine hayat veren Gemma Jones, ruhsal boşluğunu batıl inançlarla doldurmaya çalışan kadının trajedisini etkileyici bir kırılganlıkla yansıtmış. Sally rolünde Naomi Watts, mutsuz evliliği ile arzuları arasında sıkışan modern kadını başarıyla canlandırıyor.
Kadroda dikkat çeken diğer isimler arasında; Sally’nin tutku duyduğu patronu Greg rolünde Antonio Banderas ve karşı penceredeki gizemli güzel Dia rolünde Freida Pinto yer alıyor. Josh Brolin ise başarısız yazar Roy olarak karakterin hırslarını ve hayal kırıklıklarını derinleştiriyor. Bu yıldızlar geçidi, Allen’ın karmaşık insan ilişkilerini odağına alan anlatısını mükemmel bir performans bütünlüğüyle destekliyor.
Usta yönetmen Woody Allen, bu yapımda yine o meşhur entelektüel mizahını ve melankolik bakış açısını konuşturuyor. Filmin temposu, Londra sokaklarının zarif atmosferinde, karakterlerin birbirine teğet geçen hayatları üzerinden akıcı bir şekilde ilerliyor. Yönetmen, insanların mutlu olmak adına kendilerine söyledikleri yalanları ve kurdukları illüzyonları adeta bir mikroskop altına yatırıyor. Film, bir yandan güldürürken bir yandan da "mutluluk sadece bir kandırmaca mı?" sorusunu sordurarak izleyiciyi düşünsel bir yolculuğa çıkarıyor.
İnsan ilişkilerinin karmaşıklığını, evliliklerin iç yüzünü ve varoluşsal sancıları mizahi bir dille izlemekten keyif alanlar için bu yapım ideal. Özellikle Woody Allen tarzını sevenlerin kaçırmaması gereken film, zekice kurgulanmış diyaloglara sahip bir dram ve komedi harmanı arayanlara hitap ediyor. Hayatın ironilerini ve tesadüflerin insan kaderi üzerindeki etkisini merak eden sinemaseverler listesine eklemeli.
Film, bize "karşımıza çıkacak o uzun boylu esmer adamın" aslında çoğu zaman sadece kendi hayallerimizin bir yansıması olduğunu gösteriyor. İllüzyonların gerçeklerden daha tatlı geldiği anları, Allen’ın keskin gözlemleriyle izlemek oldukça keyifli. Benzeri platform filmi seçeneklerine kıyasla çok daha derinlikli karakter analizleri barındırması ve hayata dair ironik sonu, filmi hafızalarda kalıcı kılıyor.
İllüzyonlar ve Gerçekler: İnsanların acı gerçeklerden kaçmak için sığındığı yalanlar ve fallar.
Yaşlılık Korkusu: Kaybedilen gençliği geri getirme çabasının yarattığı trajikomik durumlar.
Aşkın Doğası: Mutluluk arayışının çoğu zaman hayal kırıklığı ve karmaşayla sonuçlanması.
Eğer Allen’ın bu anlatı dilini sevdiyseniz, yine karmaşık ilişkileri ve şehir kültürünü odağına alan Vicky Cristina Barcelona veya Paris'te Gece Yarısı (Midnight in Paris) filmlerini mutlaka izlemelisiniz. Ayrıca, evlilik çatışmalarını benzer bir zarafetle işleyen Carnage gibi yapımlar da ilginizi çekebilir.
Filmin çekimleri Londra'nın şık semtlerinde gerçekleştirilmiştir. Woody Allen, hikaye boyunca hiçbir karakterine tam olarak hak vermeyerek, her birinin bencilliğini ve zaaflarını eşit derecede gözler önüne sermiştir. Filmin orijinal adı olan "You Will Meet a Tall Dark Stranger", falcıların kullandığı en yaygın kehanetlerden birine bir göndermedir ve filmde bu ifade hem umudu hem de kaçınılmaz son olan ölümü sembolize eder.
Filmde falcı, Helena’nın duymak istediği şeyleri söyleyen bir figürdür; kehanetlerin gerçekleşip gerçekleşmemesinden ziyade Helena’nın onlara ne kadar körü körüne inandığına odaklanılır.
Film, Roy’un bu ahlaki ikileminin ve hırsının yarattığı gerilimi, karakterin içsel çöküşünün bir parçası olarak işliyor.
Woody Allen filmlerinde alışık olduğumuz üzere, klasik bir "mutlu son" yerine, hayatın belirsizliğini ve karakterlerin kendi yarattıkları kaos içindeki durumlarını yansıtan ironik bir final bizi bekliyor.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...