
Dram, Romantik
Savaşın en karanlık günlerinde, cephe hattında genç ve çekingen bir asker olan Sasha, güzelliğiyle herkesi büyüleyen hemşire Lyuba’ya uzaktan uzağa hayranlık beslemektedir. Ancak Lyuba, bir tabur komutanının sevgilisidir ve Sasha’nın varlığından neredeyse habersizdir. Savaş sona erip yıllar geçtiğinde, Sasha artık evli ve düzenli bir hayatı olan bir adamdır. Bir kış günü Moskova sokaklarında tesadüfen karşılaştığı bir kadın, tüm dünyasını altüst eder.
Bu kadın, eskiden hayran olduğu o parlak ve hayat dolu Lyuba’dan başkası değildir; ancak şimdi sokakta pişi satan, hayatın sillesini yemiş ve perişan halde bir kadına dönüşmüştür. Sasha, içinde ukde kalan bu kadına yardım etmeye, onu yeniden hayata bağlamaya karar verir. Fakat bu iyilik çabası, Sasha’nın kendi evliliğini, geçmişe duyulan özlemi ve savaş sonrası toplumun yaralarını deşen, trajikomik bir duygu fırtınasına dönüşecektir.
Filmin başrolünde Sasha karakterine hayat veren Nikolay Burlyaev, sadık, naif ve vicdanlı bir adamın içsel çatışmalarını müthiş bir sakinlikle yansıtıyor. Lyuba rolündeki Natalya Andreychenko ise filmin en büyük kozu; karakterinin savaş dönemindeki ışıltısı ile sonraki yıllardaki yıpranmış hali arasındaki değişimi, izleyiciyi derinden sarsan bir oyunculukla sunuyor.
Sasha’nın eşi Vera rolünde izlediğimiz Inna Churikova, sabırlı ve bilge bir kadın portresi çizerek hikâyenin duygusal dengesini sağlıyor. Churikova’nın performansı, sadece bir "aldatılan eş" klişesinin çok ötesinde, sevgi ve anlayışın sınırlarını zorlayan bir derinliğe sahip. Oyuncu kadrosunun bu samimi ve abartısız performansları, filmi bir savaş sonrası draması olarak kült statüsüne taşıyor.
Pyotr Todorovskiy’in yönettiği yapım, 1985 yılında En İyi Yabancı Film dalında Oscar adayı olarak Sovyet sinemasının o dönemki başarısını dünyaya kanıtlamıştır. Film, büyük savaş sahneleri yerine savaşın insan ruhunda bıraktığı izlere ve toplumsal yıkımlara odaklanır. Todorovskiy, kendi kişisel anılarından da beslenerek yarattığı bu atmosferde, melankoliyi mizahla harmanlayan çok özel bir anlatım dili kurar. Filmin müzikleri ve siyah-beyazı andıran puslu sinematografisi, geçmişe duyulan o hüzünlü özlemi her sahnede hissettirir.
Savaşın ardından kurulan yeni hayatlarda geçmişin hayaletleriyle karşılaşmayı konu alan dram filmleri sevenler bu eseri mutlaka izlemelidir. İnsan psikolojisinin derinliklerine inen, sadakat ve merhamet gibi kavramları sorgulayan film izle kitlesi için bu yapım bir hazine değerindedir. Doğu Avrupa sinemasının o kendine has hüzünlü ve şiirsel havasını özleyenler için Voenno-polevoy roman unutulmaz bir deneyim olacaktır.
Bu film, sadece bir aşk üçgenini değil, bir kuşağın savaş sonrası yaşadığı hayal kırıklıklarını ve tutunma çabasını anlatır. "Güzelliğin geçiciliği" ve "merhametin gücü" üzerine yapılmış en etkileyici yabancı film örneklerinden biridir. Oscar adaylığıyla kalitesini tescillemiş olan yapım, izleyiciye "Gerçekten sevmek mi daha zordur yoksa anlamak mı?" sorusunu sordurur. Karakterlerin arasındaki diyaloglar ve sessizlikler, bir romanın sayfaları kadar zengin ve anlamlıdır.
Geçmişin İzleri: Savaşın fiziksel olarak bitse de ruhlarda devam eden etkisi.
Merhamet ve İyilik: Karşılık beklemeksizin bir insanın hayatını onarma çabası.
Kadın Kaderi: Savaş sonrası Sovyet toplumunda kadınların yaşadığı toplumsal ve ekonomik zorluklar.
Nostalji: İdealize edilen geçmiş ile acımasız gerçeklik arasındaki çatışma.
The Cranes Are Flying (Leylekler Uçarken): Savaş ve aşk temalı bir diğer sarsıcı Sovyet klasiği.
Moscow Does Not Believe in Tears: Hayat mücadelesi ve kadın dayanışması üzerine Oscar ödüllü bir yapım.
Ballad of a Soldier: Savaşın ortasındaki masumiyeti ve insan ilişkilerini işleyen etkileyici bir klasik film.
Yönetmen Pyotr Todorovskiy, filmin senaryosunu kendi savaş anılarından ve bir sokak satıcısında gördüğü eski bir aşkının izlerinden esinlenerek yazmıştır.
Film, 34. Berlin Uluslararası Film Festivali'nde Inna Churikova'ya "En İyi Kadın Oyuncu" dalında Gümüş Ayı ödülünü kazandırmıştır.
Sovyet sinemasının uluslararası alanda en çok takdir gören ve Amerikan Akademi üyelerince Oscar'a aday gösterilen nadir dramalarından biridir.
Bu isim, Sasha’nın savaş sırasında zihninde Lyuba üzerine kurduğu hayali ve romantik "roman" ile yıllar sonra karşılaştığı sert gerçeklik arasındaki ironiye gönderme yapar.
Hayır, filmde cephe sahneleri çok kısıtlıdır; temel olarak savaş sonrası sivil hayatta geçen psikolojik bir dramadır.
Final, izleyicide hem büyük bir hüzün hem de insanın içindeki iyiliğe dair derin bir umut ve kabulleniş hissi bırakmaktadır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...