

Casey

JLB
Rebecca

Man on Treadmill

Tim
Alex

Plastic Girl

ASMR Host
Michael
JLB's ???
Casey, tavan arasındaki yatak odasında yalnız yaşayan ve dış dünyadan kopuk bir lise öğrencisidir. İnternetin kuytu köşelerinde efsaneleşmiş olan "World’s Fair Challenge" adlı korku oyununa katılmaya karar verir. Bu ritüel, katılımcıların kendilerinde tuhaf fiziksel ve ruhsal değişimler gözlemlemesini gerektiren, sınırları belirsiz bir dijital fenomendir. Casey, ritüeli gerçekleştirdikten sonra yaşadığı her anı kameraya kaydederek takipçileriyle paylaşmaya başlar.
Zaman geçtikçe Casey'nin videoları daha tuhaf ve rahatsız edici bir hal alır. İnternette tanıştığı gizemli bir yabancının onunla iletişime geçmesiyle, genç kızın yaşadıklarının bir oyun mu, bir psikolojik çöküş mü yoksa doğaüstü bir dönüşüm mü olduğu belirsizleşir. Film, bir ekranın soğuk ışığı altında büyüyen bir nesnenin yalnızlığını ve aidiyet arayışını iliklerinize kadar hissettiriyor.
Filmin neredeyse tamamını tek başına sürükleyen Anna Cobb, Casey rolünde büyüleyici ve bir o kadar da huzursuz edici bir performans sergiliyor. Cobb, bir gencin kırılganlığını ve dijital dünyada var olma çabasını öylesine doğal yansıtıyor ki, izleyici bir noktadan sonra gerçek bir YouTube kanalını izlediği hissine kapılıyor.
Ona eşlik eden Michael J. Rogers, sadece bir ekran görüntüsü veya ses olarak hayatımıza giren gizemli JLB karakteriyle hikayeye tekinsiz bir derinlik katıyor. İkili arasındaki asimetrik ilişki, internet üzerindeki anonimliğin ne kadar tehlikeli ve manipülatif olabileceğini editoryal bir ustalıkla gözler önüne seriyor.
Yönetmen Jane Schoenbrun, bu yapımla korku filmleri türüne bambaşka bir soluk getiriyor. Film, geleneksel "jump scare" sahnelerinden kaçınarak, izleyiciyi yavaş yavaş içine çeken bir atmosferik gerilim yaratıyor. Ekran içindeki ekran tekniği ve düşük ışıklı çekimler, modern çağın "Creepypasta" kültürünü ve internet estetiğini kusursuzca yansıtıyor. Filmin temposu kasıtlı olarak ağır tutulmuş; bu da izleyicide Casey’nin yalnızlığına dair boğucu bir empati uyandırıyor.
İnternet alt kültürlerine ilgi duyan, dijital yalnızlık ve kimlik arayışı temalarından hoşlanan izleyiciler bu filmi mutlaka listesine almalı. Klasik bir gerilim filmi bekleyenlerden ziyade, sanat evi sinemasına ve psikolojik derinliği olan bağımsız yapımlara meraklı olanlar için ideal bir seçim. Ayrıca sosyal medyanın insan psikolojisi üzerindeki etkilerini inceleyen dram filmleri sevenler de bu yapımdan etkilenecektir.
Bu film, internetin sadece bir bilgi kaynağı değil, aynı zamanda yeni nesil bir mitoloji ve sığınak olduğunu anlatması bakımından çok kıymetli. Dijital çağda ergenlik sancılarını ve bir yere ait olma arzusunun nasıl karanlık yollara sapabileceğini görmek için izlenmeli. We're All Going to the World's Fair, izledikten sonra ekranınıza bakış açınızı değiştirecek kadar güçlü bir etkiye sahip.
Dijital Yalnızlık: Milyonlarca insanla bağlantıdayken bile hissedilen mutlak tecrit.
Kimlik Arayışı: İnternet üzerindeki bir persona aracılığıyla kendini bulma veya kaybetme çabası.
Modern Mitoloji: Şehir efsanelerinin ve internet ritüellerinin kolektif bilinçaltındaki yeri.
Eğer bu filmin yarattığı klostrofobik ve dijital atmosferi sevdiyseniz, Searching veya Unfriended gibi ekran üzerinden ilerleyen yapımlara bakabilirsiniz. Daha sanatsal ve psikolojik bir gerilim arıyorsanız, Eighth Grade'in karanlık bir korku versiyonu gibi düşünülebilecek bu film, türün meraklılarını tatmin edecektir.
Film, Sundance Film Festivali'nin Next bölümünde prömiyer yapmış ve kısa sürede eleştirmenlerin dikkatini çekmiştir. Çekimlerin büyük bir kısmı yönetmen Jane Schoenbrun’un kendi evinde ve kısıtlı bir ekiple gerçekleştirilmiştir. Filmin müzikleri, indie dünyasının sevilen ismi Alex G tarafından bestelenmiş ve sahnelerin tekinsiz havasını mükemmel şekilde desteklemiştir.
Hayır, filmdeki ritüel internetteki gerçek "creepypasta" ve meydan okuma videolarından esinlenerek yaratılmış kurgusal bir unsurdur.
Film bu sorunun cevabını izleyiciye bırakarak gerçeklik ve kurgu arasındaki çizgiyi bilinçli olarak bulanık tutmaktadır.
Filmin sonu, dijital dünyada kurulan bağların ne kadar yapay ve bazen de ne kadar kurtarıcı olabileceğine dair bir yorum sunmaktadır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...