

Yang

Mika

Jake

Kyra

Ada

Cleo

Russ

George

Lillian

Vicky
Yang'dan Sonra, yakın bir gelecekte evlatlık edindikleri kızlarına Çin mirasını öğretmesi için "Yang" adında yapay zekâlı bir robot (tekno-sapiens) alan bir ailenin hikâyesini anlatıyor. Yang’ın aniden bozulmasıyla aile, sadece bir yardımcıyı değil, evin bir ferdini kaybetme korkusuyla yüzleşir. Baba Jake, Yang’ı tamir ettirmenin yollarını ararken, robotun belleğinde saklı olan anı parçalarına erişir ve Yang’ın aslında düşündüklerinden çok daha derin bir iç dünyaya sahip olduğunu keşfeder.
Jake, Yang'ın kayıtlı anıları arasında yolculuk yaparken, sadece robotun geçmişini değil, kendi ailesinin de fark etmediği anlarını onun gözünden görmeye başlar. Film, robotun belleğindeki saniyeler süren o kısa görüntülerin ardındaki anlamı sorgularken, izleyiciyi de belleğin, aidiyetin ve sevginin doğası üzerine düşünmeye davet eder. Bu bilim kurgu anlatısı, büyük aksiyon sahneleri yerine sessiz, naif ve görkemli bir hüzün barındıran bir atmosfer sunuyor.
Filmin başrolünde yer alan Colin Farrell, Jake karakterinde kariyerinin en sakin ve dokunaklı performanslarından birini sergiliyor. Farrell, bir babanın çaresizliğini ve keşfettiği anılar karşısındaki şaşkınlığını abartısız, tamamen içsel bir dille aktarıyor. Yang karakterine hayat veren Justin H. Min ise, bir robotun sınırlı ifadeleriyle insani duyguları harmanlayarak, karakterine hem gizemli hem de son derece samimi bir ruh katıyor.
Yardımcı kadroda Jodie Turner-Smith ve genç oyuncu Malea Emma Tjandrawidjaja, ailenin duygusal dengelerini başarıyla yansıtıyor. Özellikle küçük Mika'nın Yang ile olan bağı, filmin en can alıcı noktalarından birini oluşturuyor. Bu oyuncu kadrosu, filmin sormaya çalıştığı "Yapay bir varlık gerçekten sevilebilir mi?" sorusuna verdikleri sahici tepkilerle anlatıyı güçlendiriyor.
Yönetmen Kogonada, ilk filmi "Columbus"ta olduğu gibi bu filmde de estetik bir titizlikle karşımıza çıkıyor. Yang'dan Sonra, fütüristik bir dünyayı metalik ve soğuk tasvir etmek yerine; ahşap dokular, bitkiler ve sıcak ışıklarla dolu organik bir gelecek tasviri sunuyor. Filmin temposu, bir meditasyon seansı gibi dingin ilerliyor ve izleyiciye her bir karenin kompozisyonunu sindirme fırsatı veriyor.
Teknik açıdan filmin en büyüleyici kısmı, Yang’ın anılarının sunulduğu kurgu tekniği ve Ryuichi Sakamoto ile Aska Matsumiya imzalı müzikleridir. Ses ve görüntülerin uyumu, izleyiciyi dijital bir rüyanın içine hapsederken; senaryo, "yaşam"ın sadece biyolojik bir olgu olup olmadığını sorguluyor. A24 yapımı olan bu film, türün klasik kalıplarını yıkan, görsel bir şiir niteliğinde.
Felsefi derinliği olan, yavaş ilerleyen ve görselliğiyle büyüleyen bilim kurgulardan hoşlanan herkes bu filmi izlemeli. Eğer platform filmi arayışınızda sizi sadece eğlendirecek değil, aynı zamanda hayatın anlamı üzerine düşündürecek bir yapım arıyorsanız Yang'dan Sonra doğru bir tercih. Ayrıca, antropoloji, yapay zekâ etiği ve aile dramalarına ilgi duyan izleyiciler için de benzersiz bir deneyim vaat ediyor.
Bu film, yapay zekâyı bir tehdit olarak değil, bir ayna olarak kullandığı için izlenmeli. Yang’ın belleğindeki anı kırıntıları üzerinden, bir insanın hayatındaki en küçük anların bile ne kadar değerli olduğu çarpıcı bir şekilde anlatılıyor. Estetik tasarımı, sarsıcı müzikleri ve Colin Farrell’ın incelikli oyunculuğuyla, Yang'dan Sonra modern sinemanın en özel bilim kurgu dram örneklerinden biri.
Hafıza ve Bellek: Bir makinenin bile anı biriktirebilmesi ve bu anıların taşıdığı duygusal değer.
Yas Süreci: Fiziksel olmayan bir varlığın kaybının ardından duyulan gerçek acı.
İnsan Olmak: Yaşamın, sadece nefes almaktan mı yoksa dünyada bırakılan izlerden mi ibaret olduğu.
Kültürel Kimlik: Köklerinden kopan bireylerin, yapay yollarla da olsa kimliklerini koruma çabası.
Eğer bu yapımın yarattığı atmosferi ve teknolojik felsefeyi sevdiyseniz, bir işletim sistemiyle kurulan bağı anlatan Her veya anıların yapaylığı üzerine kurulu olan Blade Runner 2049 gibi filmleri beğenebilirsiniz. Ayrıca, bu tarz dram yüklü gelecek tasvirleri sinema listenizde mutlaka yer almalı.
Film, Alexander Weinstein’ın "Saying Goodbye to Yang" adlı kısa öyküsünden uyarlanmıştır.
Filmin açılışındaki muazzam dans sekansı, yönetmenin fütüristik aile bağlarını ve rekabeti göstermek için kullandığı yaratıcı bir yöntemdir.
Kogonada, filmin renk paletini ve mimarisini tasarlarken Japon estetik anlayışından ve modern mimariden ilham almıştır.
Hayır, film tamamen karakter odaklı, yavaş tempolu ve duygusal derinliği ön planda tutan bir bilim kurgu dramıdır.
Film bu soruyu net bir cevapla kapatmak yerine, Yang'ın biriktirdiği anılar üzerinden bu takdiri izleyiciye bırakmaktadır.
Evet, film İngilizce dilindedir ancak hikâye gereği Çin kültürü ve mirasına dair pek çok referans ve diyalog içermektedir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...