
Aksiyon, Gerilim

Bryan Mills

Kim Mills

Lenore St. John

Jean-Claude Pitrel

Sam Gilroy

Mark Casey

Bernie Harris

Sheerah

Patrice Saint-Clair

Marko Hoxha
Emekli CIA ajanı Bryan Mills, tehlikeli geçmişini geride bırakmış ve zamanını, ihmal ettiği kızı Kim ile olan ilişkisini düzeltmeye adamış, Kaliforniya'da sakin bir hayat süren bir babadır. Kızı Kim, arkadaşıyla birlikte Paris'e tatile gitmek için izin istediğinde, Bryan korumacı içgüdüleriyle buna karşı çıksa da sonunda ikna olur. Ancak Bryan'ın en kötü kâbusu gerçek olur; Kim ve arkadaşı, Paris'e vardıkları gün Arnavut bir insan kaçakçılığı şebekesi tarafından kaçırılır.
Kaçırılma anında kızıyla telefonda konuşan Bryan, çaresizce olayı dinlerken suçlulara o efsanevi konuşmasını yapar. İstihbarat geçmişinden gelen bilgiye göre, kaçırılan bir kızın izini kaybettirmeden kurtarılması için sadece 96 saati vardır. Bryan, Los Angeles'tan Paris'e uçar ve bir babanın kızını kurtarmak için ne kadar ileri gidebileceğini, karşısına çıkan herkesin kemiklerini kırarak ve hiçbir kural tanımadan kanıtlar. O artık bir baba değil, durdurulamaz bir ölüm makinesidir.
Taken (96 Saat), Liam Neeson'ın kariyerinde bir dönüm noktasıdır ve onu bir aksiyon yıldızına dönüştüren filmdir.
Liam Neeson (Bryan Mills): Neeson, o güne kadar genellikle dramatik rollerde ("Schindler'in Listesi" gibi) tanınırken, bu filmle birlikte "özel yeteneklere sahip" sert adam kimliğine bürünür. Karakterin soğukkanlılığını, profesyonelliğini ve bastırılmış öfkesini o kadar ikna edici oynar ki, izleyici onun her hamlesine inanır.
Maggie Grace (Kim): Kaçırılan genç kız rolünde, savunmasızlığı ve korkuyu başarılı bir şekilde yansıtarak Bryan'ın motivasyonunu güçlendirir.
Famke Janssen (Lenore): Bryan'ın eski eşi rolünde, hikâyenin ailevi gerilim boyutunu tamamlayan, endişeli anne figürünü canlandırır.
Pierre Morel'in yönettiği ve senaryosunu Luc Besson'ın yazdığı 96 Saat, aksiyon sinemasında modern bir klasik olarak kabul edilir. Film, gereksiz diyaloglardan ve uzun giriş sahnelerinden arındırılmış, "saf aksiyon" ve "hedefe odaklanma" mantığıyla ilerler. Kurgusu o kadar tempolu ve dinamiktir ki, Bryan Mills Paris'e ayak bastığı andan itibaren izleyiciye nefes alma fırsatı tanımaz.
Film, karmaşık olay örgülerine veya derin felsefi sorgulamalara girmez; bunun yerine "kızı kaçırılan bir babanın gazabı" gibi evrensel ve ilkel bir duyguyu, son derece tatmin edici bir şiddet koreografisiyle sunar. Kamera kullanımı ve yakın dövüş sahneleri (özellikle telefon kulübesi ve inşaat sahneleri), izleyiciyi aksiyonun tam ortasına çeker. Hollywood'un "süper kahraman" ajanlarından farklı olarak, Bryan Mills'in acımasız gerçekçiliği filmi unutulmaz kılar.
Soluksuz izlenen, temposu hiç düşmeyen aksiyon filmlerini sevenler için bir başyapıttır. John Wick serisinin hayranları, bu türün modern öncülerinden biri olan bu filmi mutlaka izlemelidir. Ayrıca, adalet kavramının kendi elleriyle sağlandığı "intikam" (vigilante) temalı filmlerden hoşlananlar ve Liam Neeson'ın karizmasına hayran olanlar için kaçırılmayacak bir seçenektir.
Sadece Liam Neeson'ın telefondaki o meşhur "I will find you, and I will kill you" (Seni bulacağım ve seni öldüreceğim) monoloğu için bile izlenmeye değer. Film, bir aksiyon filminin nasıl ekonomik, etkili ve sürükleyici olabileceğinin dersi niteliğindedir. İzleyiciye sunduğu "kötülerin hak ettiğini bulması" hissi (catharsis), sinema tarihinin en tatmin edici örneklerinden biridir.
Babalık İçgüdüsü: Bir ebeveynin çocuğu için neleri göze alabileceği ve sınır tanımayan koruma arzusu.
Kişisel Adalet: Hukukun yetersiz kaldığı yerde, bireyin kendi adaletini vahşi yöntemlerle sağlaması.
Küreselleşmenin Karanlık Yüzü: Turizmin ve sınırların ötesinde işleyen uluslararası suç ağlarının (insan ticareti) dehşeti.
Profesyonellik: Duyguların, görevi yerine getirirken bir kenara bırakılması ve "özel yeteneklerin" soğukkanlı kullanımı.
John Wick: Emekli bir suikastçının, kişisel bir kayıp sonrası yeraltı dünyasına geri dönüp ortalığı birbirine katması.
The Equalizer (Adalet): Geçmişi gizemli bir adamın, çaresiz bir kızı korumak için Rus mafyasıyla tek başına savaşması.
Man on Fire (Gazap Ateşi): Koruduğu küçük kız kaçırılan eski bir ajanın, Meksika'da başlattığı acımasız intikam savaşı.
The Bourne Identity (Geçmişi Olmayan Adam): Avrupa sokaklarında geçen, yüksek tempolu ve gerçekçi dövüş teknikleri içeren bir ajan hikayesi.
Liam Neeson, filmin doğrudan DVD'ye düşeceğini ve çok izlenmeyeceğini düşünerek rolü kabul etmişti; ancak film küresel bir fenomene dönüştü.
Filmdeki dövüş stili, "Nagasu Do" adı verilen, Judo, Aikido ve Ju-Jitsu karışımı hibrit bir tekniktir.
"96 Saat" kavramı, istatistiklere göre kaçırılan bir kurbanın izinin tamamen kaybolması ve kurtarılma ihtimalinin sıfıra inmesi için geçen kritik süreyi ifade eder.
Filmin başarısı üzerine iki devam filmi (Taken 2 ve Taken 3) ve bir televizyon dizisi çekilmiştir.
Hayır, film tamamen kurgusal bir senaryoya dayanmaktadır. Ancak insan kaçakçılığı gibi gerçek ve ciddi bir küresel sorunu tema olarak kullanır.
Telefondaki o meşhur repliği söyleyen ve şebekeyi yöneten Marko karakterini, oyuncu Arben Bajraktaraj canlandırmaktadır.
Filmin büyük bir kısmı olayların geçtiği Paris'te çekilmiştir. Ayrıca başlangıç sahneleri Los Angeles'ta tamamlanmıştır.
Filmde Bryan Mills'in kızıyla konuştuğu ve kaçırılma anının yaşandığı o gerilim dolu sahne, gerçek zamanlı olarak yaklaşık 3 dakika sürmektedir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...