
1770 yılında Britanya’da, ressam Marianne, manastırdan yeni ayrılmış olan genç aristokrat Héloïse’in evlilik portresini yapmak üzere bir adaya gönderilir. Ancak ortada büyük bir engel vardır: Héloïse, rızası dışında gerçekleşecek bu evliliğe karşı çıktığı için modellik yapmayı reddetmektedir. Bu durumu aşmak için Marianne, Héloïse’in annesi tarafından bir refakatçi gibi tanıtılır. Marianne’in görevi, gün boyu birlikte vakit geçirdiği genç kadını gizlice gözlemlemek ve geceleri hafızasından onun portresini çizmektir.
İki kadın adanın hırçın doğasında ve izole atmosferinde vakit geçirdikçe, aralarındaki sessiz gözlem yerini derin bir hayranlığa ve tutkuya bırakır. Bakışların, fırça darbelerinin ve paylaşılan anların arasından, toplumsal baskıların gölgesinde kalan ancak sınır tanımayan bir aşk doğar. Alev Almış Bir Genç Kızın Portresi, sadece bir sanatçının modeline olan ilgisini değil, iki ruhun birbirini gerçekten "görme" ve "anlama" sürecini epik bir dille anlatıyor.
Filmin merkezinde, modern sinemanın en güçlü performanslarından birini sergileyen Noémie Merlant ve Adèle Haenel yer alıyor. Marianne rolünde Merlant, bir sanatçının titizliğini ve bastırılmış duygularını gözleriyle anlatırken; Héloïse karakterine hayat veren Haenel, öfkeli bir sessizliğin içinden doğan tutkulu bir kadını muazzam bir derinlikle canlandırıyor.
Luàna Bajrami, evin hizmetçisi Sophie rolünde hikâyeye önemli bir sınıfsal ve insani boyut katarken, usta oyuncu Valeria Golino ise kontes rolüyle dönemin otoriter figürünü temsil ediyor. Oyuncu kadrosunun bu kadar kısıtlı olması, izleyicinin karakterler arasındaki o elektrik yüklü atmosfere tamamen odaklanmasını sağlıyor.
Céline Sciamma’nın yönettiği bu başyapıt, "kadın bakışı" (female gaze) kavramının sinemadaki en rafine örneklerinden biridir. Yönetmen, filmi müzikten arındırarak (birkaç kilit sahne hariç) rüzgarın, hışırdayan eteklerin ve fırça seslerinin duyulduğu saf bir işitsel dünya kurar. Görüntü yönetimi her bir karesiyle bir tabloyu andıran film, Cannes Film Festivali'nden "En İyi Senaryo" ve "Queer Palm" ödülleriyle dönerek başarısını kanıtlamıştır. Bu bir drama filmi olmanın ötesinde, sinematografinin doruk noktalarından biridir.
Sanatın iyileştirici ve dönüştürücü gücüne inananlar, ağır tempolu ama duygusal yoğunluğu yüksek Avrupa sineması tutkunları bu filmi mutlaka izlemeli. Eğer "Carol" gibi estetik ve duygu yüklü yapımları seviyorsanız, bu romantik hikâye sizi derinden etkileyecektir. Feminizm, sanat tarihi ve imkansız aşk temalarıyla ilgilenen her sinemasever için bu yapım bir zorunluluktur.
Film, aşkı sadece bir kavuşma hikâyesi olarak değil, bir "hatırlama" ve "paylaşma" biçimi olarak ele alıyor. Orpheus ve Eurydice mitine yapılan felsefi atıflar, hikâyeye entelektüel bir derinlik katarken, final sahnesindeki Vivaldi performansı sinema tarihine geçecek kadar güçlüdür. Duyguların bu kadar sessiz ama bu kadar gürültülü anlatıldığı nadir bir sinema deneyimi yaşamak isteyenler için bu film eşsizdir.
Gözlem ve Sanat: Birini çizmenin, onu gerçekten tanımanın bir yolu olması.
Kadın Dayanışması: Erkek figürlerin yokluğunda kadınlar arasında kurulan hür dünya.
Hafıza ve Anılar: Yaşananların, imkansızlığa rağmen zihinde ölümsüzleşmesi.
Özgürlük Arayışı: Dönemin toplumsal normlarına karşı içsel bir başkaldırı.
Bu filmin yarattığı o büyülü ve melankolik atmosferi sevdiyseniz, Todd Haynes imzalı Carol benzer bir duygusal derinlik sunacaktır. Bir başka etkileyici dönem draması arayanlar için The Piano (Piyano) veya kadınların iç dünyasına odaklanan Jane Campion filmleri, bu sanat dolu atmosferi pekiştirecek niteliktedir.
Filmde Marianne'in çizdiği tüm portreler, aslında Fransız ressam Hélène Delmaire tarafından film seti sırasında yapılmıştır.
Adèle Haenel ve yönetmen Céline Sciamma, filmin çekildiği dönemde gerçek hayatta da bir ilişki yaşamış ve bu durum filmin samimiyetine yansımıştır.
Filmde neredeyse hiç erkek oyuncu yer almaz; bu bilinçli tercih kadın dünyasının izolesini vurgulamak içindir.
Filmdeki meşhur şenlik ateşindeki koro sahnesi, modern bir müzik yapısı içermesine rağmen 18. yüzyıl atmosferine kusursuzca yedirilmiştir.
Film adını, ana karakter Héloïse'in bir gece şenlik ateşi sırasında elbisesinin yanlışlıkla alev almasıyla oluşan ikonik görüntüden ve Marianne'in bu anı resmetmesinden alır.
Film, 18. yüzyılın sonlarında Fransa'nın kuzeybatısında yer alan, ıssız ve kayalık sahilleriyle bilinen Britanya (Brittany) bölgesinde geçmektedir.
Final sahnesi, karakterlerin fiziksel olarak ayrılsa da sanat ve müzik yoluyla birbirlerinin ruhlarında nasıl sonsuza dek iz bıraktıklarını vurgulayan duygusal bir zirvedir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...