

Monsieur Hulot

Monsieur Arpel

Madame Arpel

Monsieur Pichard

Betty, Landlord's Daughter

Walter
Neighbor

Georgette, the Housekeeper
Madame Pichard

Gérald Arpel
Modernleşen savaş sonrası Fransa’sında geçen hikaye, iki taban tabana zıt dünyayı karşı karşıya getirir. Bir yanda her şeyin ultra-modern, geometrik, steril ve teknolojiyle donatıldığı Villa Arpel; diğer yanda ise dar sokakları, eski binaları ve hayatın doğal akışıyla var olan eski mahalle yer alır. Hikayenin merkezindeki Bay Hulot, eski mahallenin huzurlu karmaşasında yaşayan, çocuksu bir saflığa sahip, kendine has yürüyüşü ve piposuyla tanınan bir adamdır.
Hulot’nun kız kardeşi ve eniştesi olan Arpel ailesi, hayatlarını teknolojik cihazların kölesi haline gelmiş bir "mükemmeliyet" içinde sürdürürler. Küçük yeğeni Gérard ise ailesinin bu soğuk ve ruhsuz evinden çok, amcası Hulot’nun eğlenceli ve sürprizlerle dolu dünyasına hayrandır. Amcam, Hulot’nun modern teknolojiyle imtihanını ve yeğeniyle kurduğu masum bağı anlatırken, aslında insan doğasının mekanikleşen dünyaya karşı verdiği o sessiz ama dirençli tepkiyi resmeder.
Filmin yönetmenliğini de üstlenen Jacques Tati, kültleşmiş karakteri Bay Hulot rolünde bir kez daha devleşiyor. Tati, neredeyse hiç diyalog kullanmadan, sadece bedensel hareketleri ve şaşkın bakışlarıyla modern dünyaya karşı duyulan yabancılaşmayı en komik haliyle aktarıyor. Hulot’nun hantallığı ve teknoloji karşısındaki beceriksizliği, izleyiciye bir komedi filmi klasiği sunuyor.
Jean-Pierre Zola, Hulot’nun materyalist ve otoriter eniştesi Bay Arpel rolünde, modern insanın absürt ciddiyetini başarıyla yansıtıyor. Adrienne Servantie ise her şeyi pırıl pırıl tutmaya takıntılı Bayan Arpel olarak, evini bir yuvadan ziyade bir müzeye dönüştüren kadını karikatürize ediyor. Küçük Gérard karakterindeki Alain Bécourt ise amcasıyla kurduğu sessiz ortaklıkla, filmin duygusal ve çocuksu kalbini temsil ediyor.
Jacques Tati, Amcam ile sadece güldürmekle kalmıyor, 1950’lerin sonundaki hızlı tüketim ve teknoloji çılgınlığını sert ama zarif bir şekilde hicvediyor. Filmdeki ses tasarımı ve mimari yapı, anlatının en önemli parçalarıdır. Modern evin anlamsız su fıskiyesi sesinden, gıcırdayan kapılara kadar her ses, insanın yarattığı bu yeni dünyaya ne kadar yabancı olduğunu vurgular. Tati’nin koreografi tadındaki yönetmenliği, her sahneyi tablo gibi işlerken, filmin kazandığı En İyi Yabancı Film Oscarı da bu dehanın tescili niteliğindedir.
Görsel komedi tutkunları, sessiz sinemanın modern mirasçılarını merak edenler ve mimari ile sinema arasındaki ilişkiye ilgi duyanlar için bu film bir temel taş niteliğinde. Eğer Charlie Chaplin veya Buster Keaton tarzı fiziksel komediyi seviyorsanız, Tati’nin bu editoryal titizlikle kurguladığı dünyasına bayılacaksınız. Ayrıca, teknolojik gelişmenin insan ruhunu nasıl kısıtladığını düşünenler için de düşündürücü bir yabancı film deneyimi vaat ediyor.
Bu filmi izlemek için en büyük sebep, Tati’nin "mekan-insan" ilişkisini ele alma biçimidir. Amcam, hiçbir şeyin kusursuz olmadığı o eski mahallelerin samimiyetini, her şeyin "çalıştığı" ama kimsenin mutlu olmadığı modern villalara tercih etmemiz gerektiğini fısıldar. Filmdeki renk kullanımı, simetri ve seslerin kompozisyonu, sinema tarihinin en estetik karelerini sunar. İzledikten sonra evinizdeki eşyalara veya yürüdüğünüz sokaklara farklı bir gözle bakmaya başlayacaksınız.
Modernizm Eleştirisi: Teknolojinin hayatı kolaylaştırmak yerine insan ilişkilerini nasıl mekanikleştirdiği.
Çocuksu Masumiyet: Yetişkinlerin ciddiyetine ve katı kurallarına karşı çocukların ve "çocuk ruhlu" Hulot’nun doğal dünyası.
Ses ve Sessizlik: Diyalogların yerini alan mekanik seslerin ve sessizliğin anlatıdaki gücü.
Mimari ve Yaşam: Soğuk, geometrik yapılar ile eski, sıcak ve organik mahalle dokusu arasındaki zıtlık.
Jacques Tati’nin bir diğer başyapıtı olan Playtime (Oyun Vakti), modernizm eleştirisini bir adım öteye taşıyan benzer bir yapımdır. Ayrıca, endüstrileşmenin getirdiği kaosu ele alan Charlie Chaplin’in Modern Times (Modern Zamanlar) filmi, bu türün en güçlü referanslarından biridir. Eğer bu tarz zeka dolu klasik filmler ilginizi çekiyorsa, Peter Sellers’ın başrolünde olduğu The Party filmini de listenize eklemelisiniz.
Amcam, Tati’nin ilk renkli filmidir ve çekimleri için Villa Arpel seti, yönetmenin isteği üzerine özel olarak inşa edilmiştir. Filmdeki meşhur balık fıskiyesi, sadece misafir geldiğinde çalıştırılmasıyla, modern sınıfların "gösteriş" merakını simgeler. 1958 yılında Cannes Film Festivali'nde Jüri Özel Ödülü alan yapım, aynı zamanda Tati’nin uluslararası alanda en çok tanınan ve sevilen eseri olmayı başarmıştır.
Hulot, diyalogdan ziyade gözlem ve fiziksel temasla iletişim kuran bir karakterdir; bu da onun modern dünyanın karmaşık ve yapay diline karşı duyduğu yabancılığı simgeler.
Hayır, Villa Arpel, modern mimarinin absürt yönlerini vurgulamak için film için özel olarak tasarlanmış ve inşa edilmiş bir settir.
Tati, "görsel dil" ustasıdır. Olay örgüsü ve şakalar evrensel fiziksel hareketler ve sesler üzerine kurulu olduğundan, dili bilmeseniz bile filmi tamamen anlayabilirsiniz.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...