
Salim, cinayet büroda görevli, hayata karşı oldukça kayıtsız ve yalnız bir dedektiftir. Bir gün doktorundan, yakalandığı bir hastalık nedeniyle kısa bir süre içinde tamamen kör olacağını öğrenir. Hayatı zaten yeterince karamsarken, bu durum onu iyice nihilist bir noktaya taşır.
Tam bu sırada Salim, bir cinayet vakasını çözmekle görevlendirilir. Soruşturma sırasında Handan isimli bir kadınla tanışır. Handan da görme engellidir. Salim, dünyası kararmak üzereyken Handan’ın dünyasına çekilir; ancak bu bir "iyileşme" hikayesi değildir. Aksine, cinayetler, gizemli karakterler ve Onur Ünlü usulü tuhaflıklarla dolu bir labirenttir. Film, aşkın fiziksel bir görme eylemine ihtiyacı olup olmadığını spoilersız ve oldukça melankolik bir dille tartışıyor.
Onur Ünlü filmlerinin o karakteristik oyunculuk tarzını başarıyla sergileyen bir kadro mevcut:
Fatih Artman (Salim): Karakterin o dünyayı umursamaz, hafif uyuşuk ama zeki halini mükemmel yansıtıyor.
Demet Evgar (Handan): Görme engelli bir karakteri, ajitasyona kaçmadan, gizemli ve güçlü bir tonda canlandırıyor.
Hare Sürel: Hikayenin kırılma noktalarında yer alan bir diğer önemli performans.
Onur Ünlü Dokunuşu: Yönetmen, bu filmde de kadrajı, diyalogları ve müzik seçimleriyle kendi imzasını her sahnede hissettiriyor.
Film, Onur Ünlü'nün Beş Şehir veya Sen Aydınlatırsın Geceyi gibi siyah-beyaz olmasa da, ruhsal olarak o tonlarda ilerleyen bir yapımı. Sinematografik açıdan "bakış açısı" (POV) çekimleri ve odağın zaman zaman bozulması, Salim’in yavaş yavaş körleşen dünyasını izleyiciye de tecrübe ettirmeyi amaçlıyor.
Bir yerli film olarak, ana akım komedi veya dramlardan çok uzak, daha çok "sanat sineması" (arthouse) çizgisine yakın duruyor. Bir platform filmi olarak dijital mecralarda, özellikle yönetmenin hayranları ve farklı bir sinematik dil arayanlar tarafından büyük ilgi görüyor.
Onur Ünlü Sineması sevenler (absürt diyaloglar, tuhaf karakterler).
Klasik polisiyelerden ziyade, karakterin iç dünyasına odaklanan kara film (film noir) meraklıları.
Aşkı romantik bir klişe olarak değil, varoluşsal bir mesele olarak görmek isteyenler.
Film, "görmek" eyleminin sadece gözle ilgili olmadığını, bazen gerçekleri görmek için gözlerin kapanması gerektiğini çok estetik bir dille anlatıyor. Nicole Kidman’ın Destroyer’daki o çiğ ve doğrudan olan "çöküş" hikayesinin aksine; bu filmde çöküş, daha şiirsel, daha absürt ve daha "yerli" bir hüzünle anlatılıyor.
Körlük ve Farkındalık: Fiziksel bir engel mi yoksa zihinsel bir kurtuluş mu?
Yalnızlık: Büyük şehirde, bir cinayet dosyasının gölgesinde tek başına kalmak.
Adalet: Gözleri bağlı adaletin, körleşen bir dedektif eliyle aranması.
Absürt Aşk: Beklenmedik anlarda, beklenmedik kişilerle kurulan derin bağlar.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...