
Dram, Müzik

Jack / Pastor John

Jude

Woody / Chaplin Boy

Billy

Robbie

Arthur

Claire

Allen Ginsberg

Keenan Jones / Garrett

Alice Fabian
Müzik tarihinin en gizemli ve değişken figürlerinden biri olan Bob Dylan’ı anlatmak için doğrusal bir anlatım yeterli olabilir mi? Yönetmen Todd Haynes bu soruya hayır diyor ve Dylan’ın karmaşık kişiliğini altı farklı döneme, altı farklı isme ve altı farklı oyuncuya bölüyor. Film; çocuk bir blues şarkıcısı, halk müziği ozanı, elektrikli gitara geçişiyle hayranlarını sarsan bir rock yıldızı, inzivaya çekilmiş bir kanun kaçağı ve Hristiyanlığa yönelen bir vaiz gibi karakterler aracılığıyla Dylan’ın ruhsal duraklarını geziyor.
Film, klasik bir "doğumdan ölüme" hikâyesi anlatmak yerine, bir sanatçının kendini sürekli yeniden inşa etme sürecini ve imajının ağırlığı altında nasıl ezildiğini mercek altına alıyor. Dylan’ın şarkı sözlerindeki metaforlar gibi, film de izleyiciyi sürreal bir yolculuğa çıkarıyor. Gerçek ile kurgu, siyah-beyaz ile renkli görüntüler birbirine karışırken; karşımıza çıkan şey bir insanın hayat hikâyesi değil, bir dönemin ve bir dehanın parçalanmış yansıması oluyor.
Filmin en dikkat çekici özelliği, Bob Dylan’ın farklı evrelerini canlandıran dev kadrosudur. Cate Blanchett, Dylan’ın 1960’ların ortasındaki kaotik ve "elektrikli" dönemini (Jude Quinn) canlandırırken gösterdiği performansla sinema tarihine geçer ve bu rolüyle Oscar adaylığı kazanır. Blanchett, bir erkeği canlandırmanın ötesine geçerek karakterin içsel huzursuzluğunu ve dehasını her hücresinde hissettiriyor.
Christian Bale, folk müzisyeni Jack Rollins ve sonradan dönüşen Vaiz John karakterleriyle inanç ve idealizm arasındaki köprüyü kuruyor. Heath Ledger, Dylan’ın özel hayatındaki sancıları yansıtan aktör Robbie karakterinde hüzünlü bir derinlik sunarken; Richard Gere, kurgusal bir kasabada inzivaya çekilmiş Billy the Kid karakteriyle efsanenin geçmişine selam gönderiyor. Marcus Carl Franklin ve Ben Whishaw da bu mozaik yapının diğer önemli parçalarını oluşturuyor.
Todd Haynes, biyografik sinema türünü kökten sarsan bir deneye imza atıyor. Filmin görsel dili, her karakterin hikâyesine göre değişiyor; yer yer Fellini filmlerini, yer yer ise 60’ların belgesel tarzını anımsatıyor. Beni Orada Arama, izleyiciden aktif bir katılım bekleyen, Dylan’ın diskografisine ve hayatına dair referanslarla dolu entelektüel bir yapım. Müziklerin kullanımı ise bir film müziğinden öte, anlatının asıl motoru görevini üstleniyor. Bu yapım, sadece bir müzisyeni değil, "değişim" kavramının kendisini kutsayan başarılı yapımlar arasında yer alıyor.
Bob Dylan hayranları için bu film kaçırılmaması gereken bir ayin niteliğindedir. Ancak Dylan’ı yakından tanımayan ama sinemada farklı anlatım tekniklerini, sürrealizmi ve deneysel biyografileri seven izleyiciler de bu filmden büyük keyif alacaktır. Eğer karakter odaklı bir psikolojik dram arayışındaysanız ve bir oyuncunun (özellikle Cate Blanchett’in) bir karaktere dönüşme sürecindeki sınır tanımamazlığını görmek istiyorsanız bu film tam size göre.
Bu filmi izlemek için en büyük sebep, Cate Blanchett’in imkansızı başardığı o ikonik performansıdır. Ayrıca, bir sanatçının halkın gözündeki imajı ile kendi gerçeği arasındaki uçurumu bu kadar yaratıcı bir dille anlatan başka bir film bulmak zordur. Film, size Bob Dylan’ın kim olduğunu söylemiyor; size Dylan’ın "kimler olabileceğini" hissettiriyor. Müzik, felsefe ve görselliğin harmanlandığı bu yapım, izleyiciye zihinsel bir meydan okuma sunuyor.
Kimliğin Akışkanlığı: İnsanın hayatı boyunca büründüğü farklı maskeler ve karakterler.
Sanatçının Sorumluluğu: Toplumun beklentileri ile sanatçının özgürlüğü arasındaki çatışma.
Şöhret ve İzolasyon: Göz önünde olmanın getirdiği ruhsal yalnızlık.
Zaman ve Değişim: Bir dönemin ruhunun müzik ve imgeler üzerinden okunması.
Bu filmin parçalı yapısını ve biyografik derinliğini sevdiyseniz, Todd Haynes’in bir diğer müzikal draması olan Velvet Goldmine ilginizi çekebilir. Benzer bir deneysel ton için 32 Short Films About Glenn Gould veya müzisyen portrelerine farklı bir açıdan bakan Control (Ian Curtis’in hayatı) keyifli seyirler sunacaktır. Ayrıca, sürrealist biyografi türünün bir diğer örneği olan Loving Vincent da listenize eklenebilir.
Bob Dylan, filmin senaryosunu bizzat onaylamış ve yönetmen Todd Haynes’e müziklerini kullanma izni vermiştir.
Cate Blanchett, karakterinin fiziksel zayıflığını ve duruşunu yakalamak için çekimler boyunca gömleğinin altına ağırlıklar takmış ve özel bir hazırlık süreci geçirmiştir.
Filmdeki karakterlerin isimlerinin hiçbiri doğrudan "Bob Dylan" değildir; her biri onun farklı bir yönünü simgeleyen sembolik isimlerdir.
Yönetmen Todd Haynes, Dylan’ın hayatının tek bir karakterle anlatılamayacak kadar çok yönlü ve değişken olduğunu savunmuştur. Bu yüzden onun ozan, asi, yıldız ve münzevi gibi farklı kimliklerini vurgulamak için bu yöntemi seçmiştir.
Filmin ismi, Dylan’ın 1967 yılında kaydettiği "I'm Not There" adlı şarkıdan gelir. Bu başlık, onun ele avuca gelmez, tanımlanamaz ve her zaman beklentilerin dışında bir yerde olan kişiliğine bir göndermedir.
Evet, Cate Blanchett bu filmdeki performansıyla Venedik Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazanmış, ayrıca Altın Küre almış ve Oscar’a aday gösterilmiştir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...