

Reda

The Father

Mustapha
La vieille femme

Khalid
Le pélerin Ahmad
La mère
Le douanier italien
Le douanier serbe
Le barman yougoslave
Fransa'da yaşayan genç Reda, üniversite sınavlarına hazırlandığı sırada babasından beklenmedik bir istek alır: Yaşlı adam, hac görevini yerine getirmek için Mekke'ye gitmek istemektedir ancak bunu uçakla değil, otomobille yapmaya kararlıdır. Reda, babasının bu isteğine başlangıçta isyan etse de sonunda direksiyonun başına geçer.
Güney Fransa'dan başlayan yolculuk; İtalya, Slovenya, Hırvatistan, Sırbistan, Bulgaristan, Türkiye, Suriye ve Ürdün üzerinden geçerek Suudi Arabistan'da son bulur. Yol boyunca binlerce kilometre kat eden bu iki adam, sadece coğrafyaları değil, birbirlerine karşı ördükleri duvarları da aşmak zorunda kalırlar. Fransız kültürüyle büyümüş modern Reda ile geleneklerine sıkı sıkıya bağlı dindar babası arasındaki sessizlik, yolun zorlukları ve tanıştıkları insanlar sayesinde yavaş yavaş kırılmaya başlar. Bu, sadece coğrafi bir seyahat değil, iki ruhun birbirini tanıma ve anlama yolculuğudur.
Filmin en büyük gücü, başrol oyuncularının sergilediği doğal performanstan geliyor. Nicolas Cazalé, Reda rolünde modern dünyanın sabırsızlığını ve babasına duyduğu o gizli öfkeyle karışık saygıyı çok iyi yansıtıyor. Babayı canlandıran usta oyuncu Mohamed Majd ise, neredeyse sadece bakışlarıyla ve ağırbaşlı tavrıyla, geleneksel bir figürün derinliğini ve bilgeliğini muazzam bir şekilde perdeye taşıyor.
İkilinin arasındaki gerilim ve sonrasındaki yumuşama, oyunculukların sadeliği sayesinde izleyiciye çok samimi bir yerden ulaşıyor. Yol boyunca karşılaştıkları figürler de hikayenin kültürel zenginliğini artırıyor.
Yönetmen Ismaël Ferroukhi, ilk uzun metrajlı filminde "yol filmi" (road movie) türünü, manevi bir arayışla harmanlıyor. Film, dini bir temaya sahip olmasına rağmen didaktik veya öğüt veren bir dil kullanmıyor. Aksine, insani zaafları, inatlaşmaları ve nihayetinde gelen kabullenişi son derece yalın bir sinematografiyle anlatıyor. Türkiye'den geçtikleri sahneler ve İstanbul'un puslu havası, Türk izleyicisi için filme ayrı bir aşinalık katıyor. 2004 yılında Venedik Film Festivali'nde "Geleceğin Aslanı" ödülünü kazanan yapım, bağımsız sinemanın en içten örneklerinden biri.
Baba-oğul ilişkilerini, farklı kültürlerin iç içe geçtiği hikayeleri ve uzun yolculukların insan ruhu üzerindeki etkisini sevenler bu filmi kaçırmamalı. Eğer aksiyondan ziyade karakter gelişimine ve duygusal derinliğe odaklanan filmlerden hoşlanıyorsanız, Büyük Yolculuk size çok şey katacaktır. Ayrıca inanç ve modernite arasındaki köprüleri merak edenler için de oldukça düşündürücü bir yapım.
Bu film, iletişimsizliğin dilini konuşuyor. Birbirine en yakın ama bir o kadar da uzak iki insanın, kısıtlı bir mekanda (otomobil) nasıl birbirlerinin dünyasına sızdığını görmek oldukça etkileyici. Filmi benzerlerinden ayıran en büyük fark, haccın sadece bir varış noktası değil, yolun kendisinin bir ibadete ve olgunlaşma sürecine dönüşmesini anlatmasıdır. Final sahnesi, tüm yolculuğun ağırlığını omuzlarınıza bindirecek kadar sarsıcı ve anlamlı.
Kuşak Çatışması: Modern Batı eğitimi ile geleneksel Doğu değerlerinin karşı karşıya gelmesi.
Manevi Arayış: Fiziksel bir yolculuğun içsel bir keşfe ve ruhsal arınmaya dönüşmesi.
İletişim: Konuşmadan da birbirini anlamanın ve sessizliğin içindeki derin bağın keşfi.
Fedakarlık: Reda'nın kendi planlarından vazgeçip babasının hayalini gerçekleştirmesi.
Eğer bu yolculuktan keyif aldıysanız, yine bir baba-oğul ve inanç hikayesini işleyen The Way (Yol) veya bir adamın içsel yolculuğunu anlatan Wild Strawberries (Yaban Çilekleri) ilginizi çekebilir. Ayrıca Orta Doğu ve Avrupa arasındaki kültürel dokuyu işleyen The Edge of Heaven (Yaşamın Kıyısında) da benzer bir tatta seyredebilirsiniz.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...