

Bucky Bleichert

Kay Lake

Lee Blanchard

Madeleine Linscott

Elizabeth Short

Det. Russ Millard

Ramona Linscott

Deputy DA Ellis Loew

Dolph Bleichert

Emmett Linscott
1947 yılında Los Angeles, tarihinin en vahşi ve gizemli cinayetlerinden biriyle sarsılır. Genç ve hevesli bir oyuncu adayı olan Elizabeth Short, boş bir arazide bedeni ikiye bölünmüş ve korkunç işkencelere maruz kalmış bir halde bulunur. Basının "Siyah Dalya" adını taktığı bu genç kadının ölümü, şehirde büyük bir infiale yol açar. Eski boksör, yeni polis memurları Bucky Bleichert ve Lee Blanchard, bu sansasyonel davayı çözmekle görevlendirilir.
Ancak bu araştırma, sadece bir katilin peşindeki insan avı değil, her iki polisin de hayatını ve değerlerini altüst eden bir saplantıya dönüşür. Lee, kurbanın geçmişine karşı açıklanamaz bir takıntı geliştirirken; Bucky, olayın içine girdikçe emniyet teşkilatından Hollywood’un seçkin ailelerine kadar uzanan kirli bir ağla karşılaşır. Gizemli bir kadın olan Madeleine Linscott’ın ortaya çıkışıyla olaylar daha da karmaşık bir hal alır. Film, adaletin yerini bulma çabasının nasıl bir ahlaki çöküşe evrilebileceğini etkileyici bir atmosferle anlatıyor.
Josh Hartnett (Bucky) ve Aaron Eckhart (Lee), birbirine zıt karakterlerdeki iki ortağın arasındaki gerilimi ve dostluğu büyük bir inandırıcılıkla sergiliyorlar. Scarlett Johansson, Lee’nin hayatındaki kadın Kay Lake rolünde dönemin "femme fatale" estetiğini başarıyla yansıtırken, Hilary Swank ise gizemli ve tehlikeli Madeleine karakteriyle filmin editoryal derinliğini ve tekinsizliğini artırıyor.
Kurban Elizabeth Short’u canlandıran Mia Kirshner, flashback sahnelerindeki hüzünlü ve umutsuz performansıyla filmin kalbindeki trajediyi izleyiciye iliklerine kadar hissettiriyor. Oyuncu kadrosu, 1940’ların ağır ve dumanlı havasına kusursuz bir uyum sağlıyor.
Usta yönetmen Brian De Palma, James Ellroy’un meşhur romanını sinemaya uyarlarken sinematografik bir şölen sunuyor. "Kara film" (film noir) türünün tüm ögelerini barındıran yapım, ışık ve gölge oyunlarıyla izleyiciyi 1940’ların tekinsiz Los Angeles sokaklarına hapsediyor. Filmin temposu, bir dedektiflik öyküsünden çok karakterlerin içsel yıkımına odaklandığı için bazen ağırlaşsa da, görsel anlatım ve dönemin atmosferi bu durumu telafi ediyor. De Palma’nın kendine has kamera açıları, olayın gizemini ve karakterlerin klostrofobik dünyasını harika bir şekilde besliyor.
Klasik suç hikayelerini, dönem filmlerini ve karmaşık dedektiflik kurgularını sevenler için Cehennem Çiçeği biçilmiş kaftan. Eğer Los Angeles’ın o ışıltılı maskesinin altındaki çürümeyi merak ediyorsanız, bu suç ve gizem dolu yapım size hitap edecektir. Şiddet ve karanlık temaları nedeniyle yetişkinlere yönelik bir +18 deneyimi sunan film, kaliteli bir platform filmi arayanlar için de güçlü bir aday.
Film, gerçek bir faili meçhul cinayetten esinlenmesiyle izleyicide derin bir merak uyandırıyor. Hollywood rüyasının nasıl bir kabusa dönüşebileceğini, şöhret hırsının bedellerini ve adaletin bazen imkansız olduğunu sarsıcı bir dille anlatıyor. Dante Ferretti’nin tasarladığı prodüksiyon ve muazzam kostümler, seyirciyi zamanda yolculuğa çıkarırken, karmaşık senaryo yapısı zihinsel bir jimnastik vadediyor.
Saplantı ve Takıntı: Bir cinayetin, onu çözenlerin hayatını nasıl ele geçirdiği.
Hollywood’un Karanlık Yüzü: Şöhret peşindeki genç ruhların sömürülmesi.
Yozlaşma ve Yolsuzluk: Adalet sisteminin ve üst sınıfların gizli günahları.
Kimlik ve Benzerlik: Kurban ile hayattakiler arasındaki tekinsiz bağlar.
Bu tarz "neo-noir" ve dönem suç filmlerinden keyif alıyorsanız, yine bir James Ellroy uyarlaması olan ve türün zirvesi kabul edilen L.A. Confidential (Los Angeles Sırları) mutlaka listenizde olmalı. Ayrıca atmosferik gizemiyle Chinatown veya daha modern ama benzer bir tona sahip olan Se7en, bu gerilim dolu dünya için mükemmel tamamlayıcılardır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...