

Douglas

Evelyn

Ackerman

Mike

El Verdugo

Salma

Douglas' Mother

Aristocrat

Teen Douglas
Richie
Dogman, hayatın en ağır darbelerini henüz küçük bir çocukken alan Douglas’ın sarsıcı yaşam öyküsüne odaklanıyor. Babası tarafından zalimce bir kafese kapatılan ve toplumdan izole edilen Douglas, bu karanlık esaret günlerinde tek dostu olan köpeklerle benzersiz bir bağ kurar. İnsanların veremediği sevgiyi, sadakati ve güveni hayvanlarda bulan bu adam için köpekler, sadece evcil hayvan değil; onun eli, ayağı ve koruyucu ordusu haline gelir.
Yıllar sonra tekerlekli sandalyeye mahkum bir yetişkin olarak karşımıza çıkan Douglas, adaletin işlemediği bir dünyada kendi düzenini kurar. Gündüzleri drag queen performanslarıyla sahne alarak ruhundaki kırıklıkları gizlerken, geceleri köpeklerinden oluşan sadık çetesiyle mahallenin mazlumlarını koruyan ve haksızlıklara karşı duran bir anti-kahramana dönüşür. Luc Besson’un yönetmenliğindeki film, acının sanata ve isyana nasıl dönüştüğünü gösterirken, izleyiciyi "İnsan olmak mı yoksa bir köpeğin sadakatine sahip olmak mı daha değerlidir?" sorusuyla baş başa bırakıyor.
Filmin kalbinde, kariyerinin en etkileyici performansını sergileyen Caleb Landry Jones yer alıyor. Douglas karakterine hayat veren Jones, karakterin hem kırılganlığını hem de tehlikeli dehasını muazzam bir yetenekle harmanlıyor. Ses tonundaki değişimlerden, tekerlekli sandalyedeki fiziksel kısıtlamalarına kadar her detayı ince ince işleyen oyuncu, izleyiciyi karakterin acısına ortak etmeyi başarıyor.
Filmde Douglas’a eşlik eden en önemli oyuncular ise kuşkusuz setteki onlarca eğitimli köpektir. Köpeklerin filmdeki "oyunculuğu", koreografisi ve sahnelerdeki doğal varlığı, teknik anlamda büyük bir başarı olarak öne çıkıyor. Yan kadrodaki psikiyatrist rolüyle Jojo T. Gibbs, Douglas’ın karanlık geçmişini aralayan bir anahtar görevi görerek filmin duygusal derinliğini pekiştiriyor.
Ünlü yönetmen Luc Besson, Dogman ile köklerine, yani sert ve duygusal karakter dramalarına geri dönüyor. Film, bir süper kahraman hikayesi gibi başlasa da aslında çok derin bir toplumsal eleştiri ve psikolojik dram niteliği taşıyor. Besson, kamerasını Douglas’ın yüzüne yaklaştırarak onun iç dünyasındaki fırtınaları yakalarken, aksiyon sahnelerinde ise estetik bir şiddet dili kullanıyor. Filmin müzikleri ve gotik atmosferi, hikayenin melankolik yapısını destekleyerek izleyiciyi hipnotize eden bir seyirlik sunuyor.
Sıra dışı karakter analizlerinden hoşlanan ve toplumun dışladığı "ötekilerin" hikayesini merak edenler bu filmi kaçırmamalı. Eğer aksiyon ile dramın iç içe geçtiği, ana karakterin zekasıyla hayatta kaldığı yapımlardan keyif alıyorsanız Dogman sizi fazlasıyla tatmin edecektir. Ayrıca hayvan dostlarımızın sadakatini ve insan ruhunun karanlık ama bir o kadar da dirençli yanlarını keşfetmek isteyen izleyiciler için de oldukça sarsıcı bir deneyim vaat ediyor.
Dogman, alışılmışın dışındaki senaryosuyla klişeleri yıkan bir yapıya sahip. Bir adamın köpeklerle olan iletişiminin sadece bir hobi değil, bir hayatta kalma mekanizması olarak işlenmesi filmi eşsiz kılıyor. Caleb Landry Jones’un ödüllük performansı ve Luc Besson’un ustalık dolu rejisi, filmi sadece bir intikam öyküsü olmaktan çıkarıp, estetik bir başyapıta dönüştürüyor. İnsanlığın en karanlık yanlarına rağmen umudun ve sevginin farklı bir formda nasıl yeşerdiğini görmek için izlenmeli.
Koşulsuz Sadakat: Köpeklerin insanlar tarafından reddedilen bir adama sunduğu saf bağlılık.
Travma ve Kimlik: Çocuklukta yaşanan şiddetin yetişkinlikteki kişilik üzerindeki yıkıcı etkisi.
Toplumsal Adalet: Yasaların yetersiz kaldığı yerde bireyin kendi adaletini arama süreci.
Sanatın İyileştirici Gücü: Douglas’ın sahne performansları aracılığıyla acılarını dışavurumu.
Dogman’in yarattığı o karanlık ve etkileyici atmosferi sevdiyseniz, yine bir "öteki" hikayesi olan ve benzer bir toplumsal dışlanmışlığı işleyen Joker (2019) filmini mutlaka izlemelisiniz. Ayrıca Luc Besson'un kült yapımlarından olan ve profesyonel bir katilin duygusal bağını anlatan Léon: The Professional (Sevginin Gücü) ve bir intikam temasını köpekler üzerinden işleyen John Wick serisi de benzer bir macera ve gerilim tadı sunacaktır.
Filmin çekimleri sırasında sette aynı anda 100’den fazla köpek bulunmuş ve bu durum sinema tarihinin en zorlu set yönetimlerinden biri olarak kayda geçmiştir. Köpeklerin zarar görmemesi için çekimlerde son derece titiz davranılmış ve çoğu sahnede CGI (bilgisayar efektleri) yerine gerçek eğitimli köpekler kullanılmıştır. Caleb Landry Jones, rolüne hazırlanırken tekerlekli sandalyeli bireylerle vakit geçirmiş ve onların fiziksel zorluklarını en gerçekçi şekilde yansıtmak için uzun süre çalışmıştır.
Hayır, film tamamen Luc Besson tarafından yazılmış kurgusal bir hikayedir ancak yönetmen, çocuklukta istismara uğrayan bireylerin gerçek hayattaki psikolojik süreçlerinden esinlenmiştir.
Kesinlikle hayır. Filmdeki tüm sahneler profesyonel eğitmenler eşliğinde çekilmiş olup, hayvan refahı en üst düzeyde tutulmuştur.
Film, içerdiği şiddet unsurları, travmatik sahneler ve genel atmosferi nedeniyle genellikle +18 yaş sınırı ile izleyiciyle buluşmaktadır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...