
Fare Avcısı (The Rat Catcher), Wes Anderson’ın Roald Dahl uyarlamaları serisinin en tekinsiz, en grotesk ve Ralph Fiennes’ın oyunculuk dersi verdiği en tuhaf halkasıdır.
İngiltere'nin küçük bir kasabasında, fare istilasıyla mücadele etmek için Sağlık Bakanlığı'ndan "Fare Avcısı" olarak bilinen tuhaf bir adam çağrılır. Kasabanın tamircisi Claud ve yerel bir gazeteci (anlatıcı), bu adamın yöntemlerini izlemek için ona katılırlar. Ancak karşılarında sıradan bir devlet memuru değil, avladığı hayvana benzeyen; dişleri sararmış, uzun tırnaklı, fare gibi yürüyen ve koklayan ürkütücü bir figür bulurlar.
Fare Avcısı, fareleri yakalamak için onlar gibi düşünmek, onlar gibi davranmak ve hatta onlara dönüşmek gerektiğine inanır. Zehirli yulaf ve yapışkan tuzaklar gibi yöntemlerini anlatırken gittikçe tuhaflaşır. Ancak yeteneklerini sergilemek için cebinden çıkardığı canlı bir fare ve bir gelincikle yaptığı gösteri ters gidince, adamın kibri kırılır. Onurunu kurtarmak ve ne kadar ölümcül olduğunu kanıtlamak için yaptığı son hamle ise izleyenlerin (ve seyircinin) midesini zorlayacak kadar karanlık ve şok edicidir.
Bu kısa film, Ralph Fiennes'ın fiziksel oyunculuğunun zirveye çıktığı bir sahne gibidir.
Ralph Fiennes (Fare Avcısı / Roald Dahl): Hem yazar Dahl'ı hem de Fare Avcısı'nı canlandırır. Ancak Fare Avcısı rolünde takma dişleri, kambur duruşu ve tıslayan konuşmasıyla tanınmaz haldedir. Karakterin "insanlıktan çıkıp hayvana dönüşmesini" muazzam oynar.
Rupert Friend (Claud): Fare Avcısı'nın tuhaflıkları karşısında tiksintiyle karışık bir merak duyan tamirci rolünde, seyircinin hislerine tercüman olur.
Richard Ayoade (Muhabir): Olayları sakin ve mesafeli bir dille anlatan, Anderson evreninin tipik gözlemcisi.
Wes Anderson, Fare Avcısı ile "simetri ve pastel renkler" estetiğini, "kir ve pas" ile harmanlıyor. Film, Roald Dahl'ın çocuk hikayelerinden ziyade yetişkinlere yönelik yazdığı korku/gerilim öykülerinin atmosferini taşıyor. Anderson, fareyi göstermek için bazen hiçlik (pantomim), bazen de stop-motion (kare kare) animasyon kullanarak gerçekçilikle masalsılık arasında gidip gelen rahatsız edici bir dünya kuruyor.
Özellikle Fare Avcısı'nın "bir farenin kanını taşıdığını" iddia ettiği anlar ve finaldeki o meşhur "bahis" sahnesi, filmi serinin en gerilimli yapımı yapıyor. Işık kullanımı diğer filmlere göre daha karanlık, atmosfer daha boğucu. Anderson, bu filmde "profesyonel deformasyon" kavramını, yani bir insanın yaptığı işe dönüşmesini en uç noktada işliyor.
Ralph Fiennes'ın oyunculuk yelpazesine hayran olanlar kesinlikle kaçırmamalı. Gotik ve grotesk hikayeleri sevenler, Sweeney Todd tarzı karanlık karakterlerden hoşlananlar için ideal. Uyarı: Fare fobisi (musofobi) olanlar veya midesi hassas olan izleyiciler için zorlayıcı sahneler içerebilir.
Sadece 17 dakikada, bir aktörün bedeni ve sesiyle nasıl tam bir "yaratığa" dönüşebileceğini görmek için izlenmeli. Wes Anderson'ın stop-motion animasyonu canlı oyunculukla nasıl pürüzsüzce birleştirdiğine (özellikle farenin Claud'un kıyafetinde gezdiği sahnede) tanıklık etmek, sinematik açıdan büyüleyici bir deneyim.
Dönüşüm: Avcının, avladığı şeye benzemesi ve insanlığını yitirmesi.
Kibir ve Başarısızlık: Kendi yeteneğine aşırı güvenen birinin, küçük bir canlı karşısında düştüğü aciz durum.
İğrençlik ve Estetik: Tiksindirici bir konunun (fareler ve pislik), sanatsal bir dille sunulması.
The Swan (Kuğu): Serinin bir diğer karanlık filmi.
The Witches (Cadılar): Roald Dahl'ın, insanların fareye dönüştüğü bir başka ürkütücü hikayesi.
Perfume: The Story of a Murderer (Koku): Toplum dışı, tuhaf yeteneklere sahip ve ürkütücü bir ana karakter barındırması bakımından benzerdir.
Isle of Dogs: Anderson'ın stop-motion tekniğini ve hayvanları kullandığı uzun metraj filmi.
Filmde Ralph Fiennes'ın kullandığı takma dişler ve makyaj, onun yüz hatlarını değiştirerek kemirgen benzeri bir ifade vermesi için özel olarak tasarlanmıştır.
Canlı bir farenin kullanılması yerine, Wes Anderson "görünmez bir fare" varmış gibi oyuncuların tepki vermesini veya animasyon bir kukla kullanmayı tercih etmiştir. Bu da filme tiyatrovari bir hava katar.
Roald Dahl'ın orijinal öyküsü, Someone Like You (Senin Gibi Biri) adlı yetişkin öyküleri derlemesinde yer alır.
Hayır, filmde gerçek bir fare kullanılmamıştır. Bazı sahnelerde stop-motion animasyon kuklası kullanılırken, bazı sahnelerde oyuncular boşluğa (pantomim yaparak) oynamıştır.
Film bu sahneyi doğrudan göstermek yerine, Anderson'ın stilize anlatımıyla "ima eder" ve sonucu seyircinin hayal gücüne bırakır; ancak karakterin niyeti ve eylemi oldukça açıktır.
Tam bir korku filmi değildir, ancak "kara mizah" ve "psikolojik gerilim" türüne giren, rahatsız edici (unsettling) bir yapımdır.
Bu Netflix serisi dört filmden oluşur: Şeker Henry'nin İnanılmaz Öyküsü, Kuğu, Fare Avcısı ve Zehir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...