
İngiliz sömürgesi altındaki Hindistan'da geçen hikâye, Harry Pope adında bir İngiliz'in yatağında kaskatı kesilmiş, terler içinde yatarken bulunmasıyla başlar. Harry, arkadaşı Timber Woods'a fısıldayarak, karnının üzerinde, çarşafın altında ölümcül bir zehre sahip "krait" cinsi bir yılanın uyuduğunu söyler. En ufak bir hareketi, yılanı uyandırıp onu sokmasına neden olacaktır.
Timber, hemen Hintli Doktor Ganderbai'yi yardıma çağırır. Doktor, Harry'yi hareket ettirmeden yılanı etkisiz hale getirmek için karmaşık ve gergin bir prosedür uygular: Damardan serum verir ve yılanı uyuşturmak için çarşafın altına kloroform enjekte eder. Saatler süren bu sessiz ve sinir bozucu bekleyişin ardından çarşaf nihayet kaldırılır. Ancak o anda ortaya çıkan gerçek (veya gerçekdışılık), odadaki gerilimi bambaşka bir boyuta, Harry'nin içindeki asıl "zehre" (ırkçılığa) odaklar.
Bu filmde oyunculuklar minimal hareketler üzerine kuruludur. Özellikle Benedict Cumberbatch, neredeyse film boyunca hiç kıpırdamadan sadece yüz mimikleriyle oynar.
Benedict Cumberbatch (Harry Pope): Ölüm korkusuyla titreyen ama aynı zamanda kibrini koruyan İngiliz. Fiziksel hareketsizliğine rağmen, gözlerindeki panik ve finaldeki patlamasıyla filmin merkezindedir.
Dev Patel (Timber Woods): Hikâyenin anlatıcısı ve Harry'nin endişeli arkadaşı. Wes Anderson'ın hızlı diyalog stilini en iyi taşıyan isimlerden.
Ben Kingsley (Dr. Ganderbai): Profesyonelliğini ve sükunetini koruyan, ancak finalde maruz kaldığı hakaretle sarsılan doktor rolünde, filmin ahlaki ağırlığını taşıyor.
Ralph Fiennes (Roald Dahl): Serinin diğer filmlerinde olduğu gibi yazar rolünde çerçeve anlatıyı sunuyor.
Wes Anderson, Zehir ile adeta bir Alfred Hitchcock filmi çekiyor. Film, klostrofobik bir atmosferde, izleyiciye "yılan var mı yok mu?" sorusunu sordurarak müthiş bir gerilim inşa ediyor. Kamera açıları, yatağın üzerindeki Harry'ye tepeden bakarak (God's eye view) çaresizliğini vurguluyor.
Filmin en çarpıcı yönü, fiziksel bir tehdit (yılan zehri) ile başlayıp, toplumsal bir eleştiriye (nefret ve ırkçılık zehri) evrilmesi. Anderson, Roald Dahl'ın metnindeki sömürgecilik eleştirisini, Harry'nin doktora karşı takındığı tavırla yüzümüze çarpıyor. Set tasarımı yine bir tiyatro sahnesi gibi; duvarlar hareket ediyor, kesitler alınıyor ve izleyici kendini bir oyunun içinde hissediyor.
Tek mekanda geçen gerilim filmlerini (127 Saat veya Toprak Altında gibi) sevenler için kısa ve çarpıcı bir örnek. Ayrıca sömürgecilik tarihi ve psikolojisi üzerine okuma yapmayı sevenler, bu 17 dakikalık filmdeki alt metinleri çok güçlü bulacaktır. Benedict Cumberbatch'in "hareketsiz oyunculuk" performansını görmek isteyenler de kaçırmamalı.
Sadece bir yılan hikayesi anlatmadığı, insan doğasındaki önyargının ne kadar derin ve zehirli olabileceğini gösterdiği için izlenmeli. Ben Kingsley'in final sahnesindeki sessizliği ve o kırgın bakışı, binlerce kelimeye bedel bir oyunculuk dersi içeriyor.
Irkçılık: Hikâyenin asıl "zehri". Yılanın varlığı şüpheli olsa da, Harry'nin içindeki nefretin gerçekliği.
Paranoya ve Korku: Korkunun insanı nasıl mantıksız ve saldırgan hale getirebileceği.
Profesyonellik ve Onur: Doktorun, hakarete uğramasına rağmen görevini yapmaya devam etmesi.
Sömürgecilik: İngiliz karakterin, yerel halktan (doktor) yardım isterken bile üstten bakan tavrı.
Rear Window (Arka Pencere): Hareketsiz bir adamın yaşadığı gerilim ve şüphe üzerine kurulu Hitchcock klasiği.
Buried (Toprak Altında): Tek bir yerde, kısıtlı hareket alanıyla yaratılan yüksek gerilim.
The Wonderful Story of Henry Sugar: Serinin daha spiritüel ve pozitif tonlu filmi.
Do the Right Thing: Sıcak, gerilim ve ırkçılık patlaması üzerine kurulu Spike Lee filmi.
"Poison", Wes Anderson'ın Netflix için çektiği dört Roald Dahl uyarlamasının (Henry Sugar, Kuğu, Fare Avcısı) sonuncusudur.
Hikâye ilk olarak 1950'de yayımlanmıştır ve o dönemde de sömürgecilik karşıtı tonuyla dikkat çekmiştir.
Filmdeki "krait" yılanı hiç görünmez (ya da belki hiç yoktur); Anderson gerilimi tamamen "görünmeyen tehdit" üzerine kurar.
Film (ve orijinal hikâye), yılanın gerçekten orada olup olmadığı konusunu muğlak bırakır. Ancak baskın yorum; yılanın Harry'nin paranoyasının bir ürünü olduğu veya kaçtığı yönündedir. Asıl önemli olan yılanın varlığı değil, bu korkunun ortaya çıkardığı ırkçı tepkidir.
Başlangıçta yılanın zehri sanılsa da, filmin sonunda Harry Pope'un Doktor Ganderbai'ye yönelik aşağılayıcı sözleriyle, asıl zehrin damarlarımızdaki kan değil, zihnimizdeki önyargı ve ırkçılık olduğu anlaşılır.
Film, Birleşik Krallık'ta stüdyo ortamında, Wes Anderson'ın özel olarak tasarladığı hareketli setlerde çekilmiştir.
Jenerik dahil 17 dakika sürmektedir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...