

Frank

Jon Burroughs

Clara

Don

Baraque
Nana

Frank's Mom

Frank's Dad

Simone

Alice
Müzisyen olma hayalleri kuran ancak yeteneği kısıtlı olan Jon, tesadüf eseri sıradışı bir müzik grubu olan Soronprfbs’e klavyeci olarak katılır. Grubun lideri Frank, kafasında kocaman sahte bir maske taşıyan ve onu asla çıkarmayan, son derece karizmatik ama bir o kadar da dengesiz bir dâhidir. Jon, grubun bir albüm kaydetmek için İrlanda’nın ücra bir köşesine çekilmesiyle kendisini kaos, yaratıcılık ve absürtlük dolu bir sürecin içinde bulur.
Jon, grubun bu yeraltı dünyasını sosyal medya üzerinden popüler hale getirmeye çalışırken, Frank’in kırılgan dünyasını ve grubun diğer üyelerinin (özellikle sert mizaçlı Clara’nın) tepkilerini hesaba katmaz. Film, bağımsız bir müzik grubunun maceraları gibi başlasa da, maskelerin ardındaki gerçek insanın kim olduğunu sorgulayan derin bir dram ve komediye evrilir. Lenny Abrahamson, izleyiciyi hem güldüren hem de melankoliye sürükleyen eşsiz bir atmosfer kuruyor.
Filmin en çarpıcı performansı kuşkusuz Michael Fassbender’dan geliyor. Fassbender, filmin neredeyse tamamında yüzü dev bir maskeyle kapalı olmasına rağmen; sadece ses tonu, vücut dili ve şarkı söyleyişiyle Frank’in tüm duygu geçişlerini muazzam bir şekilde yansıtıyor. Maskenin ardındaki o devasa oyunculuk, karakteri unutulmaz kılıyor.
Domhnall Gleeson, grubun içine sonradan dahil olan ve izleyicinin gözü kulağı olan Jon karakterinde oldukça samimi bir performans sergiliyor. Maggie Gyllenhaal ise grubun korumacı ve hırçın üyesi Clara rolünde, Fassbender ile harika bir tezat oluşturarak filmin gerilim dozunu artırıyor. Scoot McNairy ve grubun diğer üyeleri de bu "tuhaf" topluluğun birer parçası olarak hikâyeye derinlik katıyor.
Frank, sadece bir "müzik filmi" değil; dehanın sınırı, başarının tanımı ve modern dünyanın "görünme" takıntısı üzerine yapılmış sert bir eleştiri. Michael Fassbender'ın maske altındaki performansı, oyunculuğun sadece mimiklerden ibaret olmadığını kanıtlıyor. Filmin müzikleri, grubun kaotik yapısını yansıtan deneysel tınılarla dolu ve final sahnesindeki "I Love You All" şarkısı sinema tarihinin en dokunaklı anlarından biri olarak kabul ediliyor.
Bağımsız sinemadan hoşlanan, absürt mizahı seven ve sanatın mutfağına dair farklı bir bakış açısı arayan her sinemasever bu filmi mutlaka izlemeli. Eğer yabancı film listelerinizde sizi hem şaşırtacak hem de duygulandıracak özgün bir yapım arıyorsanız Frank tam size göre. Popüler kültürün birey üzerindeki etkilerini merak edenler için bu platform filmi harika bir vaka incelemesi sunuyor.
Film, gerçek sanatın popülerlikle olan imtihanını ve bir insanın neden "saklanma" ihtiyacı duyduğunu çok zarif bir dille anlattığı için izlenmeli. Michael Fassbender’ı hiç görmeden ona nasıl hayran kalabileceğinizi deneyimlemek bile başlı başına bir sebep. Ayrıca, alışılagelmiş "başarı" hikâyelerinin aksine, başarısızlığın ve aykırılığın içindeki güzelliği gösterdiği için çok kıymetli.
Yaratıcılık ve Akıl Sağlığı: Deha ile delilik arasındaki o ince, geçirgen çizgi.
Maskeler ve Kimlik: İnsanın toplum içinde takındığı maskelerin gerçekliği örtme biçimi.
Sosyal Medya ve Popülerlik: Bir şeyi "görünür" kılmanın, o şeyin özündeki saflığı nasıl bozabileceği.
Aidiyet: Topluma uyum sağlayamayan ruhların müzik ve sanat aracılığıyla kurduğu bağ.
Bu filmin müzikal ve melankolik havasını sevdiyseniz, yine bir müzisyenin hayata tutunma çabasını anlatan Inside Llewyn Davis veya bir sanatçının içsel yolculuğuna odaklanan Almost Famous filmlerine göz atabilirsiniz. Ayrıca tuhaflık ve yaratıcılık teması için Sound of Metal de iyi bir alternatif olabilir.
Film, İngiliz müzisyen ve komedyen Chris Sievey'nin yarattığı "Frank Sidebottom" karakterinden esinlenmiştir.
Michael Fassbender, filmdeki tüm şarkıları maskenin içinde canlı olarak söylemiştir.
Yönetmen Lenny Abrahamson, bu filmden sonra Oscar ödüllü Room (Gizli Dünya) filmini yönetmiştir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...