

Peter Quill / Star-Lord

Gamora

Drax

Baby Groot (voice)

Rocket (voice)

Ego

Yondu

Nebula

Mantis

Stakar Ogord
Peter Quill, namıdiğer Star-Lord ve ekibi, evrenin en tuhaf ama en yetenekli koruyucuları olarak geri dönüyor. Bu kez görevleri sadece galaksiyi kurtarmak değil, aynı zamanda Peter’ın geçmişindeki gizemli boşluğu doldurmaktır. Sovereign halkından çaldıkları piller yüzünden başları belaya giren ekip, kaçışları sırasında Ego adında gizemli ve güçlü bir figürle karşılaşır. Bu karşılaşma, Peter için bir baba figürü arayışının başlangıcı olurken, grubun geri kalanı için sadakat sınavına dönüşür.
Ego’nun ütopik gezegenine yolculuk eden ekip, burada sadece Peter’ın tanrısal miraslarını keşfetmekle kalmaz, aynı zamanda evrenin varoluşuna dair karanlık sırlarla yüzleşir. Gamora ve Nebula arasındaki kardeşlik çatışması, Rocket’ın içsel yalnızlığı ve Baby Groot’un masumiyeti hikâyeyi zenginleştiren katmanlar oluşturur. Bilim kurgu filmleri arasında duygusal derinliğiyle sıyrılan bu yapım, "aile" kavramının kan bağıyla mı yoksa seçilen bağlarla mı kurulduğunu sorgulatıyor.
James Gunn, hikâyeyi ilk filmin başarısının üzerine koyarak daha kişisel bir düzleme taşıyor. Görsel şölenin arkasında yatan bu melankolik ve samimi hikâye, izleyiciyi hem kahkahalara boğuyor hem de karakterlerin kırılganlıklarıyla empati kurmaya zorluyor. Galaksinin Koruyucuları, devasa aksiyon sahnelerinin ortasında bile insani duyguları ıskalamadan ilerlemeyi başarıyor.
Chris Pratt, Peter Quill (Star-Lord) karakterinde ilk filmdeki serseri ruhunu korurken, bu kez karakterinin çocuksu merakını ve aidiyet arzusunu ön plana çıkarıyor. Zoe Saldana, Gamora rolüyle ekibin mantıklı sesi olmaya devam ediyor; ancak bu filmde özellikle Nebula ile olan sahnelerinde sergilediği performans, karakterin sert kabuğunun altındaki travmaları başarıyla yansıtıyor.
Ego rolüyle kadroya dahil olan Kurt Russell, karizmasıyla filmin merkezi haline geliyor. Hem bir tanrı kadar heybetli hem de bir baba kadar şefkatli görünmeyi başaran Russell, filmin en kritik virajlarını ustalıkla yönetiyor. Dave Bautista (Drax) ve Pom Klementieff (Mantis) arasındaki kimya, filmin mizah yükünü omuzlarken; Bradley Cooper’ın seslendirdiği Rocket Raccoon, dışlanmışlık hissini en derinden hissettiren performanslardan birini sunuyor. Ayrıca Yondu karakterinde Michael Rooker, serinin en etkileyici gelişimlerinden birine imza atarak hikâyenin gizli kahramanı oluyor.
Guardians of the Galaxy Vol. 2, bir devam filminden beklenen "daha büyük, daha sesli" formülünü uygularken ruhunu kaybetmiyor. Yönetmen James Gunn, renk paletini alabildiğine genişleterek izleyiciye adeta bir görsel ziyafet sunuyor. 80’lerin pop kültür referansları ve ikonik şarkı listesi (Awesome Mix Vol. 2), filmin ritmini belirleyen en önemli unsurlar arasında yer alıyor.
Tempo, karakter arkları arasında dengeli bir şekilde dağıtılmış. Her ne kadar aksiyon sahneleri Marvel standartlarında üst düzey olsa da, filmin asıl gücü sessiz ve samimi diyalog anlarında yatıyor. İlk film bir tanışma hikâyesiyken, bu film bir "dağılma ve yeniden birleşme" öyküsü olarak tasarlanmış. Yönetmenin vizyonu, absürt mizah ile trajik unsurları aynı potada eriterek türün klasiklerinden ayrılan bir anlatı dili oluşturuyor.
Marvel Sinematik Evreni takipçileri için kaçırılmaması gereken bu yapım, aynı zamanda güçlü alt metinlere sahip aksiyon filmleri seven izleyiciler için de idealdir. Eğer bir filmde sadece patlamalar değil, karakterlerin iç dünyasına yapılan yolculukları ve etkileyici bir müzik kürasyonunu da arıyorsanız bu film tam size göre. Özellikle komedi filmleri tadında absürt esprilerle harmanlanmış epik bir hikâye arayanlar keyifle izleyecektir.
Bu filmi benzerlerinden ayıran en büyük fark, süper kahramanları "kusursuz varlıklar" olarak değil, derin yaraları olan "hasarlı ruhlar" olarak ele almasıdır. Baby Groot’un sevimliliği ile açılan efsanevi sekansından, finaldeki göz yaşartan vedasına kadar her anı titizlikle işlenmiş bir yapım. Sinematografisindeki canlılık ve müzik kullanımındaki ustalık, onu sadece bir platform filmi veya yaz gişe filmi olmaktan çıkarıp modern bir uzay operasına dönüştürüyor.
Gerçek Aile: Kan bağının ötesinde, birbirini her haliyle kabul edenlerin oluşturduğu sarsılmaz birliktelik.
Baba-Oğul Çatışması: İdealize edilen bir figürün hayal kırıklığına dönüşmesi ve Peter’ın kimlik arayışı.
Affetme ve Kefaret: Geçmişteki hataların (özellikle Yondu ve Nebula üzerinden) telafi edilmesi süreci.
Yalnızlık ve Savunma Mekanizmaları: Rocket ve Drax üzerinden incelenen, dışlanmışlığın yarattığı sert kabuklar.
James Gunn'ın tarzını sevenler için yönetmenin diğer işi olan The Suicide Squad mutlaka izlenmelidir. Eğer bu ekibin dinamiklerini sevdiyseniz, Thor: Ragnarok filmi de benzer bir mizah ve renkli dünya sunar. Uzay yolculuğu ve aile temasını merkezine alan Star Wars serisi, bu filmin en büyük ilham kaynaklarından biri olarak kabul edilebilir.
Filmde Baby Groot’un dans sahneleri için James Gunn bizzat kendisi dans etmiş ve hareket yakalama (motion capture) çekimleri bu görüntüler üzerinden yapılmıştır.
Kurt Russell’ın gençleştirme sahneleri için dijital efektlerden ziyade, makyaj sanatçısı Dennis Liddiard’ın yeteneği ve sınırlı CGI kullanılmıştır.
Filmdeki renkli dünyayı oluşturmak için Red Weapon 8K kamera kullanılmış ve bu teknolojiyle çekilen ilk uzun metrajlı film olmuştur.
Pek çok hayran ve eleştirmen için bu sorunun cevabı Yondu Udonta’dır. İlk filmde bir yan karakter ve Peter’ın kaçıranı gibi görünse de, bu filmde onun gerçek bir baba figürü olduğu gerçeği derinlemesine işlenir.
Marvel geleneklerinin aksine bu filmde tam beş adet post-credit (jenerik sonrası) sahnesi bulunmaktadır. Bu sahneler hem gelecek filmlere dair ipuçları verir hem de mizahi anlar sunar.
Adam Warlock karakteri filmde fiziksel olarak yer almasa da, jenerik sonrası sahnelerinden birinde Sovereign kraliçesi Ayesha tarafından yaratılan altın kozası ile gelecekteki varlığına açık bir referans verilmiştir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...