

Agent Fox Mulder

Agent Dana Scully

Assistant Director Walter Skinner

The Cigarette-Smoking Man

The Well-Manicured Man

Kurtzweil

Bronschweig

Frohike

Cassidy

Michaud
FBI ajanları Fox Mulder ve Dana Scully, "Gizli Dosyalar" biriminin kapatılmasının ardından sıradan terörle mücadele görevlerine atanmışlardır. Ancak Dallas’ta bir federal binanın patlamasıyla sonuçlanan trajik bir olay, onları yeniden karanlık bir labirentin içine çeker. Patlamanın ardındaki gerçeği araştırırken, insanlığın kökenine ve geleceğine dair korkunç bir sırrı keşfederler: Dünya dışı bir virüsün (Siyah Yağ) yayılmasını planlayan ve hükümetin en üst kademelerine sızmış gizli bir yapı (Sendika).
Mulder, her zamanki gibi "gerçeğin orada bir yerde" olduğuna inanarak sınırları zorlarken; Scully, bilimsel mantığıyla bu devasa komployu kanıtlamaya çalışır. Teksas’ın kavurucu çöllerinden Antarktika’nın buzullarına uzanan bu macera, ikilinin arasındaki güven bağını en sert sınavından geçirecektir. The X-Files, bir televizyon dizisi sinemaya taşındığında çıtanın ne kadar yükselebileceğini gösteren, gerilim dolu bir kült yapımdır.
David Duchovny (Fox Mulder): Takıntılı, zeki ve otoriteye kafa tutan "inanan" ajan rolünde, karakterinin melankolisi ve mizahını mükemmel bir dengede sunuyor.
Gillian Anderson (Dana Scully): Şüpheci, rasyonel ve sadık bir ortak olarak, karakterinin duygusal derinliğini beyaz perdenin dev ölçeğinde daha da güçlendiriyor.
Mitch Pileggi (Walter Skinner): Ajanların FBI içindeki tek müttefiki olarak yine kilit bir rol üstleniyor.
Martin Landau (Alvin Kurtzweil): Mulder’a yol gösteren gizemli doktor rolüyle kadroya büyük bir ağırlık katıyor.
William B. Davis (Sigara İçen Adam): Dizinin efsanevi kötü adamı, gölgelerin içinden dünyayı yöneten o tekinsiz karizmasıyla yine sahnede.
Dizinin yaratıcısı Chris Carter tarafından yazılan ve Rob Bowman tarafından yönetilen film, dizinin 5. ve 6. sezonları arasındaki boşluğu dolduracak şekilde tasarlandı. Ancak film, diziyi hiç izlemeyenler için bile sürükleyici bir bilim kurgu aksiyonu sunmayı başarıyor. Yüksek bütçeli görsel efektleri, Mark Snow’un o tüyleri diken diken eden müzikleri ve sinematografik genişliğiyle The X-Files, televizyonun samimiyetini sinemanın görkemiyle birleştiriyor. Özellikle Antarktika sahneleri, türün en unutulmaz sekansları arasındadır.
Bilim kurgu ve gizem türüne tutkun olanlar, hükümet komplolarından ve uzaylı mitolojilerinden hoşlanan izleyiciler bu filmi mutlaka izlemeli. Eğer 90’ların o karanlık, yağmurlu ve tekinsiz atmosferini özlediyseniz, Mulder ve Scully’nin eşsiz dinamizmini izlemek sizi nostaljik bir yolculuğa çıkaracaktır.
Film, popüler kültürün en meşhur "kimyasına" sahip ikililerinden birini dev ekranda görme şansı veriyor. Sadece basit bir uzaylı hikayesi değil, aynı zamanda sistem eleştirisi ve sarsılmaz bir dostluk hikayesi anlatıyor. "Hiç kimseye güvenme" mottosunun sinemadaki en güçlü yansımalarından biri olan yapım, temposu ve gizemiyle bugün bile tazeliğini koruyor.
Gerçeğin Peşinde Koşmak: Otoritenin sakladığı gerçeklere ulaşmak için ödenen bedeller.
İnanç vs. Mantık: Mulder’ın sezgileri ile Scully’nin bilimi arasındaki o meşhur çatışma ve uyum.
Küresel Komplo: Devlet içindeki gizli yapıların, insanlığın kaderi üzerindeki karanlık oyunları.
Eğer bu atmosferi sevdiyseniz; serinin ikinci filmi olan The X-Files: I Want to Believe'i (2008), benzer komplo temalarını işleyen Men in Black'i (daha mizahi bir ton için) veya Jodie Foster'ın başrolde olduğu bilimsel gizem Contact'ı (Mesaj) izleyebilirsiniz.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...