
Komedi, Dram

Jules

Nic

Paul

Joni

Laser

Tanya

Jai

Clay

Sasha

Luis
Nic ve Jules, California’da iki çocuklarıyla birlikte düzenli ve huzurlu bir hayat süren lezbiyen bir çifttir. Çocukları Joni ve Laser, aynı sperm bağışçısından dünyaya gelmişlerdir. Ancak ergenlik çağındaki Laser, biyolojik babasının kim olduğunu merak etmeye başlayınca, ablası Joni’yi de ikna ederek gizlice babalarına ulaşmaya karar verirler. Çocukların bu arayışı, hayatlarını tamamen değiştirecek olan Paul ile tanışmalarına vesile olur.
Paul, bir restoran işleten, kaygısız ve bekar bir adamdır. Çocukların hayatına aniden dahil olması, başta Nic ve Jules arasında büyük bir şaşkınlığa ve gerginliğe yol açar. Paul’ün aileye eklemlenme çabası, sadece çocuklarla olan ilişkisini değil, Nic ve Jules’un yıllardır süregelen evliliklerindeki çatlakları da su yüzüne çıkarır. Film, geleneksel aile kavramını modern bir perspektifle yeniden tanımlarken, sadakat ve aidiyet duygularını derinlemesine sorguluyor.
Filmin başarısının arkasında, karakterlerine inanılmaz bir doğallık katan dev isimler yer alıyor. Annette Bening, ailenin kontrolcü ve kuralcı figürü Nic rolünde, her zamanki gibi disiplinli ve etkileyici bir performans sergiliyor. Julianne Moore ise daha serbest ruhlu ve duygusal Jules karakterine hayat verirken, izleyiciye evlilik içindeki iniş çıkışları tüm şeffaflığıyla hissettiriyor.
Mark Ruffalo, hayatına aniden giren iki çocuğun babası olma fikriyle başa çıkmaya çalışan Paul rolünde, karizmatik ama bir o kadar da karmaşık bir adamı canlandırıyor. Genç oyuncular Mia Wasikowska ve Josh Hutcherson ise, ebeveynleri ve biyolojik babaları arasında kalan çocukların kafa karışıklığını ve büyüme sancılarını başarıyla beyazperdeye taşıyorlar.
Yönetmen Lisa Cholodenko, bu filmde son derece hassas ve tartışmaya açık olabilecek bir konuyu, büyük bir mizah ve empatiyle ele alıyor. Film, bir "mesele filmi" olmaktan ziyade, insan ilişkilerinin evrenselliğine odaklanan sıcak bir dram-komedi olarak öne çıkıyor. Senaryonun başarısı, karakterlerin kusurlarını gizlememesinde ve izleyiciye "mükemmel aile" tablosu yerine, hatalarıyla yaşayan gerçek insanları sunmasında yatıyor. Tempo, aile içi dinamiklerin yarattığı doğal gerilimle yükselirken, film her saniyesinde hayatın içinden bir tat bırakıyor.
Modern aile yapısını, ebeveynlik zorluklarını ve orta yaş krizlerini konu alan nitelikli yapımlardan hoşlananlar bu filmi kaçırmamalı. Eğer içerisinde hem güldüren hem de hüzünlendiren unsurlar barındıran samimi bir aile filmi arıyorsanız, İki Kadın, Bir Erkek beklentilerinizi karşılayacaktır. Ayrıca, ödüllü oyuncu performanslarını ve karakter odaklı bağımsız sinema örneklerini seven izleyiciler için de oldukça doyurucu bir seçenek.
Bu film, cinsel yönelimden bağımsız olarak, uzun süreli bir birlikteliği sürdürmenin zorluklarını ve dışarıdan gelen bir etkinin bu birliği nasıl sınadığını çok dürüst bir şekilde anlatıyor. Vahşi batının sertliğinden veya aksiyon dolu sahnelerden uzak; tamamen insani duygulara, konuşulmayan sırlara ve affetmeye dayalı bir hikaye sunması onu özel kılıyor. En İyi Film dahil dört dalda Oscar adaylığı bulunan yapım, sinematografik başarısını güçlü bir hikayecilikle perçinliyor.
Aile Tanımı: Kan bağının mı yoksa paylaşılan emek ve sevginin mi bir aileyi "gerçek" kıldığı sorgulanıyor.
Sadakat ve İhanet: Uzun süreli ilişkilerde rutinin getirdiği tehlikeler ve dış etkenlerin sadakat üzerindeki etkisi.
Ebeveynlik: Çocukların büyüme sürecinde ebeveynlerin yaşadığı yetersizlik hissi ve kontrolü bırakma sancıları.
Biyolojik Bağ: İnsanın köklerini bilme arzusunun kimlik gelişimi üzerindeki rolü.
Bu filmin yarattığı aile içi dinamikleri ve duygusal derinliği sevdiyseniz, Noah Baumbach imzalı Marriage Story filmini mutlaka izlemelisiniz. Ayrıca, aile bağlarını ve sarsılan dengeleri işleyen bir diğer başarılı yapım olan Little Miss Sunshine (Küçük Gün Işığım), bu filmle benzer bir sıcaklığa ve mizaha sahiptir. İlişki çıkmazlarını odağına alan Blue Valentine da daha dramatik bir alternatif olarak değerlendirilebilir.
Filmin orijinal adı "The Kids Are All Right", ünlü rock grubu The Who'nun bir şarkısına gönderme yapmaktadır.
Yönetmen Lisa Cholodenko, senaryoyu kendi kişisel deneyimlerinden ve sperm bağışçısıyla kurulan iletişimlerden esinlenerek kaleme almıştır.
Film, sadece 4 milyon dolarlık kısıtlı bir bütçeyle çekilmesine rağmen dünya çapında büyük bir gişe başarısı ve eleştirel övgü toplamıştır.
Evet, film çocuk yetiştiren eşcinsel bir çiftin yaşadığı gündelik sorunları, özel bir vurgu yapmadan, tıpkı heteroseksüel çiftlerde olduğu gibi evrensel ve insani boyutlarıyla işlemektedir.
İki Kadın, Bir Erkek, her iki türü de harmanlayan bir "dramedi" örneğidir; hayatın trajikomik yanlarını başarılı bir dengeyle sunar.
Annette Bening ve Julianne Moore, bu filmde ilk kez bir çifti canlandırmak için bir araya gelmiş ve aralarındaki kimya eleştirmenler tarafından tam not almıştır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...