

Tommaso

Alba

Antonio

Vincenzo

Stefania

La nonna

Elena

Marco

Salvatore

Teresa
Film, İtalya’nın geleneklerine bağlı, köklü bir makarna üreticisi olan Cantone ailesinin etrafında döner. Ailenin küçük oğlu Tommaso, Roma’daki eğitimini tamamlayıp memleketine döndüğünde büyük bir itirafta bulunmaya hazırlanmaktadır: Edebiyat okuduğunu ve eşcinsel olduğunu ailesine açıklayarak, dayatılan aile şirketinin başına geçme zorunluluğundan kurtulmak ister. Ancak akşam yemeğinde tam söze başlayacakken, abisi Antonio ondan önce davranır ve kendi sırrını açıklar.
Abisinin bu hamlesiyle babasının kalp krizi geçirmesi ve ailenin kaosa sürüklenmesi üzerine Tommaso, kendi gerçeğini saklamak ve istemediği o koltuğa oturmak zorunda kalır. "Serseri mayın" gibi ne zaman patlayacağı belli olmayan sırlar, ailenin her bireyinin hayatına dokunurken; geçmişin hayaletleri (özellikle muazzam büyükanne karakteri üzerinden) hikâyeye masalsı bir derinlik katar. Film, sevginin mi yoksa toplumsal beklentilerin mi daha ağır bastığını sorgulayan muazzam bir yolculuktur.
Ferzan Özpetek sinemasının en büyük gücü olan "sofra ve dostluk" teması, bu filmdeki oyuncu seçimiyle zirveye ulaşıyor. Riccardo Scamarcio (Tommaso), içsel karmaşasını ve ailesine olan sevgisini gözleriyle anlatan dingin bir performans sergiliyor. Alessandro Preziosi (Antonio) ise ailenin düzenini yıkan cesur abi rolünde oldukça etkileyici.
Filmin kalbi diyebileceğimiz büyükanne rolündeki Ilaria Occhini, geçmişin yasak aşkını ve bilgeliğini o kadar zarif taşıyor ki, sahneleri filmin en unutulmaz anlarını oluşturuyor. Ayrıca Tommaso’nun Roma’dan gelen "renkli" arkadaş grubunun Lecce’nin tutucu sokaklarındaki sahneleri, filmin komedi yükünü sırtlayan harika bir dinamizm katıyor.
Özpetek, bu filminde dramı ve mizahı o kadar ince bir çizgiyle birleştirmiş ki, izleyici bir sahnede kahkahalar atarken bir sonrakinde gözyaşlarını tutamıyor. 1 saat 48 dakikalık süresi boyunca İtalya’nın güneşli sokakları, enfes sofralar ve Akdeniz ruhu ekranı kaplıyor. Romantik bir dille anlatılan bu hikâye, aslında bireyin özgürleşme çabasını ve ailenin hem bir sığınak hem de bir hapishane olabileceğini kanıtlıyor. Sezen Aksu’nun "Kutlama" şarkısının final sahnesindeki kullanımı ise Türk izleyicisi için filmi bambaşka bir yere taşıyor.
Aile bağlarını, toplumsal baskılara karşı duruşu ve samimi insan hikâyelerini seven herkes bu filmi kesinlikle izlemeli. Eğer Ferzan Özpetek’in o büyülü, çok sesli ve çok renkli sinema diline aşinaysanız, Serseri Mayınlar onun ustalığını konuşturduğu bir yapım. Hem hüzünlenmek hem de hayatın neşesini iliklerinde hissetmek isteyenler için harika bir platform filmi seçeneği.
Filmi izlemek için en büyük sebep, "Kendin olabilme" cesaretini çok naif bir yerden işlemesidir. Sadece ana karakterlerin değil, evin annesinin, halasının ve özellikle büyükannesinin gizli kalmış arzuları üzerinden kurulan köprüler, izleyiciyi kendi hayatındaki "mayını" bulmaya itiyor. Ayrıca filmin müzikleri (özellikle Nina Zilli – 50mila) ve o meşhur dans sahneleri, sinemanın iyileştirici gücünü hissetmek için yeterli bir sebep.
Kimlik ve Dürüstlük: Toplumsal maskelerin arkasında saklanan gerçek benlikler.
Aile ve Gelenek: Köklü bir soyadının ve işin, bireyin özgürlüğü üzerindeki baskısı.
Kuşaklararası Bağ: Büyükannenin geçmişteki hatıraları ile torunlarının geleceği arasındaki paralellik.
Kabul ve Hoşgörü: Farklılıkların aile içindeki sancılı ama kaçınılmaz kabul süreci.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...