
Animasyon, Dram

Tatischeff / French Cinema Manager (voice)

Alice (voice)

Songs (voice)

Songs (voice)

Monsieur Hulot (archive footage) (uncredited)
Additional Voices (voice)

Additional Voices (voice)
Additional Voices (voice)

Additional Voices (voice)

Additional Voices (voice)
The Illusionist, 1950’lerin sonlarında, geleneksel sahne sanatlarının yerini rock 'n' roll ve modern eğlence anlayışına bıraktığı bir dönemde geçer. Yaşlı bir illüzyonist olan kahramanımız, artık büyük şehirlerde kendine yer bulamadığı için küçük kasabalarda ve ucuz sahnelerde sanatını icra etmeye çalışır. Gösterişli şovların gölgesinde kalan bu eski dünya sanatçısı, İskoçya'nın ücra bir köşesine yaptığı yolculuk sırasında hayatını sonsuza dek değiştirecek genç bir kızla tanışır.
Alice adındaki bu genç kız, illüzyonistin yaptığı numaraların gerçek bir sihir olduğuna inanır ve peşine takılır. İkili, Edinburgh’un gri ama büyüleyici sokaklarında sessiz bir baba-kız bağı kurar. Film, kelimelere ihtiyaç duymadan, bakışlar ve jestler üzerinden derin bir melankoliyi ve fedakarlığı işlerken, bir dönemin kapanışına dair hüzünlü bir hikâye anlatıyor.
The Illusionist, diyalogdan ziyade görsel anlatıma dayalı bir yapım olduğu için seslendirme kadrosundan ziyade karakter tasarımları ön plana çıkar. Başkarakter olan İllüzyonist, efsanevi Fransız komedyen ve yönetmen Jacques Tati’nin fiziksel özelliklerine ve kendine has mimiklerine sadık kalınarak yaratılmıştır. Karakterin her hareketi, Tati’nin klasikleşmiş performanslarını anımsatan bir zarafet ve sakarlık dengesi barındırır.
Genç Alice karakteri ise dünyanın masumiyetini ve beklentilerini temsil eder. Onun saflığı, illüzyonistin daha çok çalışmasına ve ona gerçek sihirlerin var olduğunu kanıtlamak için her türlü zorluğa göğüs germesine neden olur. Arka plandaki diğer sahne sanatçıları (akrobatlar ve vantriloklar) ise değişen eğlence dünyasının "artıkları" olarak, dönemin ruhunu yansıtan etkileyici performanslar sergilerler.
Sylvain Chomet, bu filmle animasyonun sadece çocuklar için olmadığını bir kez daha kanıtlıyor. Görsel dil, sulu boya dokusundaki arka planlar ve 2D animasyonun o sıcak estetiğiyle birleşerek izleyiciyi adeta bir tablonun içine çekiyor. Tempo oldukça sakin ve huzurlu bir akışa sahip; bu da filmin melankolik tonunu güçlendiriyor. Yönetmen, Jacques Tati’nin hiç çekilmemiş bir senaryosunu alarak, onu sinema tarihine bir mektup niteliğinde beyaz perdeye taşımış.
Hızın ve gürültünün hakim olduğu modern yapımlardan sıkılan, daha rafine ve duygusal derinliği olan bir iş arayanlar için bu yapım idealdir. Eğer sessiz sinemanın gücüne ve nostaljik hikâyelere ilgi duyuyorsanız, bu animasyon tam size göre. Aynı zamanda baba-kız ilişkisinin masalsı ama gerçekçi yönlerini keşfetmek isteyen aile filmi severler için de eşsiz bir seyir deneyimi sunar.
Bu film, görselliğin diyalogdan çok daha fazlasını anlatabileceğinin en büyük kanıtlarından biridir. "Sihirbazlar yoktur, sadece iyi insanlar vardır" alt metniyle kalbinize dokunurken, el emeği animasyon sanatının ne kadar kıymetli olduğunu hatırlatır. Hem hüzünlü hem de umut dolu bir finalle biter; bu da onu unutulmaz kılar.
Zamanın Değişimi: Modern dünyanın geleneksel değerleri ve meslekleri nasıl bir kenara ittiği.
Fedakarlık: Birinin mutluluğu için kendi imkanlarını sonuna kadar zorlamak.
Yalnızlık: Şehirlerin kalabalığında kaybolmuş ruhların birbirini bulması.
Masumiyetin Kaybı: Gerçekliğin sihrin önüne geçtiği o kaçınılmaz büyüme anı.
Eğer bu filmin yarattığı atmosferi sevdiyseniz, Sylvain Chomet’nin bir diğer şaheseri olan Les Triplettes de Belleville (Belleville'de Randevu) mutlaka listenizde olmalı. Jacques Tati’nin yarattığı dünyayı daha yakından tanımak isterseniz Mon Oncle veya Playtime gibi kült yapımlara yönelebilirsiniz. Ayrıca, duygusal dokusuyla Klaus veya The Red Turtle da benzer bir estetik keyif verebilir.
Filmin senaryosu, Jacques Tati tarafından 1956 yılında kızı Helga Marie-Jeanne Schiel’e hitaben yazılmış ancak hayattayken filme çekilmemiştir.
Filmdeki illüzyonist karakteri, fiziksel olarak Jacques Tati’nin bir karikatürüdür.
Edinburgh şehri, mimari detaylarına kadar büyük bir titizlikle ve gerçeğe uygun olarak elle çizilmiştir.
Film, evrensel bir hikâye anlatmak ve duyguları sadece görsellik üzerinden aktarmak için sessiz sinema geleneğini takip eder. Karakterlerin mırıldanmaları veya kısa ünlemleri, dil engelini ortadan kaldırır.
Senaryo, Jacques Tati’nin kendi yaşamından ve kızıyla olan karmaşık ilişkisinden izler taşıyan kişisel bir metne dayanmaktadır.
Filmin sonu, illüzyonistin Alice’in artık kendi ayakları üzerinde durabileceğini anlamasını ve illüzyon dünyasının sona erdiğini kabullenişini simgeler.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...