

Arthur Rimbaud

Paul Verlaine

Mathilde Maute

Isabelle Rimbaud
Rimbaud's Mother
Isabelle, as a child

Frederic
Vitalie

The Judge

Mrs. Maute De Fleurville
Christopher Hampton’ın oyunundan uyarlanan film, edebiyat dünyasının en aykırı ve dahi isimlerinden biri olan Arthur Rimbaud ile yerleşik düzenin şairi Paul Verlaine’in yollarının kesişmesini anlatıyor. 16 yaşındaki Rimbaud, taşradan Paris’e, hayran olduğu Verlaine’in yanına gelir. Henüz bir çocuk olmasına rağmen toplumsal normları reddeden, vahşi ve sınırsız bir zekaya sahip olan Rimbaud, Verlaine’in monoton ve konforlu hayatını kökünden sarsar.
İkili arasında başlayan ilişki, sadece edebi bir ortaklık değil, aynı zamanda toplumun ahlak kurallarına meydan okuyan, alkol ve absintle harmanlanmış, şiddet dolu bir aşka dönüşür. Verlaine, genç şairin dehasına duyduğu hayranlık ile kendi ailevi sorumlulukları arasında parçalanırken; Rimbaud, Verlaine’i kendi sınırlarını aşmaya ve "görücü" bir şaire dönüşmeye zorlar. Paris’ten Brüksel’e ve Londra’ya uzanan bu kaçış öyküsü, hem edebiyat tarihini değiştirecek eserlerin doğumuna hem de iki ruhun trajik çöküşüne sahne olur.
Filmin kalbinde, genç Arthur Rimbaud rolüyle kariyerinin en cesur ve çiğ performanslarından birini sergileyen Leonardo DiCaprio yer alıyor. DiCaprio, Rimbaud’nun küstahlığını, dehasını ve çocuksu acımasızlığını o kadar büyük bir enerjiyle canlandırıyor ki, karakterin neden hem büyüleyici hem de nefret uyandırıcı olduğunu izleyiciye hissettiriyor. Bu rol, aktörün sadece bir gençlik idolü değil, karakter oyuncusu olarak sınır tanımayacağının kanıtıdır.
David Thewlis ise Paul Verlaine rolünde, zayıf iradeli, takıntılı ve vicdan azabıyla kavrulan şairi muazzam bir derinlikle yansıtıyor. Thewlis ve DiCaprio arasındaki ekran kimyası, filmin o hastalıklı ve tutkulu atmosferini besleyen en temel unsur. Verlaine’in eşi Mathilde rolündeki Romane Bohringer ise, bu iki fırtınalı ruhun arasında kalan ve toplumun sesi olan kadının yaşadığı hayal kırıklığını başarıyla canlandırıyor.
Yönetmen Agnieszka Holland, Total Eclipse ile şairlerin dünyasını romantize etmek yerine, yaratıcılığın ardındaki karanlık ve bencil tarafı tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Film, sanatın sadece güzellikten ibaret olmadığını, bazen yıkım ve acıdan beslendiğini sert bir dille anlatıyor. Dönem atmosferi, şatafatlı salonlardan çok, izbe odaların ve dumanlı meyhanelerin gerçekçiliğiyle sunuluyor.
Filmin anlatım dili, Rimbaud’nun şiirleri gibi kuralsız ve sarsıcıdır. Yönetmen, iki karakter arasındaki fiziksel ve psikolojik şiddeti betimlerken geri adım atmıyor. Total Eclipse, sadece bir biyografi değil, aynı zamanda dâhiliğin getirdiği o dayanılmaz yalnızlığı ve özgürlük arayışının bedellerini sorgulayan editoryal bir başyapıttır. Geleneksel dönem filmlerinin aksine, izleyiciyi rahatsız eden ama bir o kadar da hipnotize eden bir tempoya sahiptir.
Bu yapım, özellikle dünya edebiyatına ilgi duyanlar, sembolist şairlerin hayatını merak edenler ve Leonardo DiCaprio’nun en aykırı performansına tanıklık etmek isteyen sinemaseverler için kaçırılmaması gereken bir eserdir. Aşkın karanlık yönlerini, sanatsal yaratım sürecindeki sancıları ve toplumsal tabulara başkaldıran hikâyeleri sevenler bu filme bayılacaktır. İçerdiği yoğun dram, cinsellik ve şiddet unsurları nedeniyle bu yapım yetişkinlere hitap eden bir +18 içerik olarak değerlendirilmelidir.
Total Eclipse, sanatın nasıl bir "lanet" haline gelebileceğini ve dehanın çoğu zaman delilikle ne kadar bitişik olduğunu gösterdiği için izlenmelidir. DiCaprio ve Thewlis’in karşılıklı döktürdüğü sahneler, oyunculuk sanatının zirve noktalarından birini temsil eder. Film, Rimbaud gibi bir efsaneyi mitolojisinden arındırıp, onu tüm kusurları ve insanlığıyla karşımıza çıkarır. Edebiyat tarihinin en tartışmalı ilişkilerinden birini, hiçbir sansüre uğratmadan izlemek benzersiz bir deneyimdir.
Yaratıcı Yıkım: Sanatın ve dehanın mevcut düzeni yok ederek var olması.
Yasak Aşk ve Tutku: Toplumun reddettiği bir ilişkinin getirdiği sosyal ve ruhsal çöküş.
Özgürlük Arayışı: Sınırları, ahlakı ve dili yeniden tanımlama çabası.
Zaman ve Pişmanlık: Yaşanan fırtınalı yılların ardından gelen yalnızlık ve anıların yükü.
Şairlerin ve sanatçıların sancılı hayatlarını konu alan yapımlardan hoşlanıyorsanız, bir diğer dahi şairin öyküsünü anlatan Bright Star veya Jane Campion imzalı The Piano (Piyano) bu filmle benzer estetik ve dramatik derinlikler taşır. Ayrıca, sanatçının tutkusu ve deliliği arasındaki bağı inceleyen Vincent & Theo da ilginizi çekebilir.
Arthur Rimbaud rolü başlangıçta River Phoenix için düşünülmüştü, ancak aktörün trajik ölümü üzerine rol Leonardo DiCaprio'ya verilmiştir.
Filmde geçen diyalogların birçoğu, Rimbaud ve Verlaine’in birbirlerine yazdıkları gerçek mektuplardan ve şiirlerinden derlenmiştir.
Leonardo DiCaprio, karakterin zayıf ve solgun görünmesi için çekimler boyunca sıkı bir diyet uygulamıştır.
Film, vizyona girdiği dönemde içerdiği cüretkar sahneler nedeniyle oldukça tartışılmış ancak zamanla bir kült haline gelmiştir.
Evet, filmde Rimbaud’nun "Cehennemde Bir Mevsim" ve "Illuminations" gibi eserlerinden pasajlar kullanılarak şairin edebi dünyası yansıtılmıştır.
Filmde de değinildiği üzere Rimbaud, şiirdeki tüm sınırları tükettiğine inanarak 21 yaşında yazmayı tamamen bırakmış ve Afrika’da tüccarlık yapmaya başlamıştır.
Film, tarihe "Brüksel Olayı" olarak geçen ve Verlaine’in Rimbaud’yu bileğinden vurmasıyla sonuçlanan gerçek olaylara sadık kalınarak çekilmiştir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...