

Rachel Carlson

Brian

Thomas Carlson

Sharon Winton

Dr. Robert Freedman

Finlay Murray
Mary Murray

Morag McPherson

Angus McCulloch
Reverend James McMahon
Başarılı bir gizem romanı yazarı olan Rachel Carlson, hayatının en büyük trajedisini yaşamıştır; yedi yaşındaki oğlu Thomas, bir dikkatsizlik sonucu evlerinin önündeki kanalda boğulmuştur. Bu yıkıcı olayın ardından ne yazabilen ne de huzur bulabilen Rachel, hem yasını tutmak hem de yeni kitabına odaklanmak için en yakın arkadaşının tavsiyesiyle İskoçya'nın ıssız bir kıyı kasabasına taşınır.
Burada, anakaradan uzaktaki küçük bir adada yaşayan gizemli deniz feneri bekçisi Angus ile tanışır ve aralarında duygusal bir bağ filizlenir. Ancak kasaba halkı, deniz fenerinde onlarca yıldır kimsenin yaşamadığını ve Angus’un yıllar önce öldüğünü iddia ettiğinde Rachel’ın dünyası başına yıkılır. Gördüğü şeyler yasın getirdiği halüsinasyonlar mıdır, yoksa etrafında dönen sinsi bir komplonun parçası mı? Rachel, kendi akıl sağlığını korumak ve oğlunun ölümüyle ilgili karanlık gerçekleri çözmek için bu sisli kasabanın sırlarını deşmek zorundadır.
Demi Moore, Rachel Carlson rolünde, acılı bir annenin kırılganlığını ve bir kadının hayatta kalma azmini dengeli bir performansla sergiliyor. Moore’un karakteri, filmin editoryal gerilimini omuzlarında taşıyor. Gizemli deniz feneri bekçisi Angus rolünde ise Hans Matheson, tekinsiz ama çekici duruşuyla izleyiciyi sürekli ikilemde bırakıyor.
Rachel’ın eşi Brian rolündeki Henry Ian Cusick (Lost dizisinden tanıdığımız), hikâyenin dramatik yapısını güçlendiren önemli bir karakter olarak öne çıkıyor. İskoçya’nın yerel halkını canlandıran yan karakterler ise filmin atmosferine o meşhur "balıkçı kasabası gizemi"ni başarıyla katıyor.
Yönetmen Craig Rosenberg, filmin özetinde de belirtildiği gibi Hitchcock tarzı, ağır tempolu ama merak uyandırıcı bir gerilim inşa ediyor. Alacakaranlık, doğaüstü bir korku filmi gibi başlayıp, yavaş yavaş katmanlı bir psikolojik gerilime ve ardından bir suç hikâyesine evriliyor. Galler ve İskoçya kıyılarında yapılan çekimler, gri gökyüzü ve hırçın dalgalar, filmin melankolik havasını destekleyen en büyük unsurlar. Görsel dil, izleyiciyi Rachel ile birlikte adanın yalnızlığına ve belirsizliğine hapsediyor.
Psikolojik derinliği olan gizem hikâyelerini, "gaslighting" (birine akıl sağlığını sorgulatma) temalı yapımları ve puslu İngiliz/İskoç atmosferini sevenler için bu film oldukça keyifli bir seyirlik. Eğer yüksek aksiyonlu korkulardan ziyade, yavaş yavaş tırmanan bir gerilim ve sürpriz sonlardan hoşlanıyorsanız, Alacakaranlık aradığınız platform filmi olabilir.
Film, izleyiciyi sürekli "Bu bir hayalet hikâyesi mi yoksa bir komplo mu?" sorusuyla baş başa bırakıyor. Demi Moore’un performansı, yas sürecinin insan zihnini nasıl savunmasız bırakabileceğini çok iyi yansıtıyor. Ayrıca filmin geçtiği mekanların görselliği ve Clint Mansell’in (daha sonra The Fountain ile efsaneleşecek olan) erken dönem müzik çalışmaları, filmi estetik açıdan da değerli kılıyor.
Yas ve Suçluluk: Bir annenin evladını kaybetmesiyle başlayan ruhsal çöküş.
Gerçeklik vs. Sanrı: İnsanın kendi gözlerine güvenemediği anlardaki dehşet.
İzolasyon: Issız bir adanın hem iyileştirici hem de tehlikeli bir hapishaneye dönüşmesi.
İhanet: En yakınındakilerin bile göründüğü gibi olmayabileceği gerçeği.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...