
Gelecekte dünya, iklim krizinin ve kıtlığın pençesinde yaşanılamaz bir yer haline gelmiştir. Hayatta kalan az sayıda insan, yerin altına inşa edilen dar ve teknolojik kapsüllerde, sıkı bir yönetim altında yaşamaktadır. Bu yeni dünya düzeninde hayatta kalmanın bedeli oldukça ağırdır: Kaynakların sınırlı olması nedeniyle "Kıtlık Kanunları" adı verilen bir sistem yürürlüktedir. Bu sisteme göre, sisteme yeni bir bebeğin dahil olabilmesi için, ailedeki en yaşlı ferdin "vadesini doldurarak" hayatına son verilmesi gerekmektedir.
Hikâye, bu klostrofobik dünyada yaşayan dört kişilik bir aileye odaklanır. Ailenin genç kadını hamile kaldığında, sistemin kuralı işlemeye başlar. Yeni bir yaşamın doğması için evin yaşlı kadınının feda edilmesi gerekmektedir. Ancak aile fertleri, sevgi ve vicdan ile otoriter sistemin dayatmaları arasında sıkışıp kalır. Bir Zamanlar Gelecek: 2121, bu trajik yol ayrımında bir ailenin hem birbirleriyle hem de kurallarla olan gerilimli çatışmasını epik bir dille beyaz perdeye taşıyor.
Filmin başrollerinde, Türk sinemasının yetenekli isimleri Selen Kurtaran ve Selim Bayraktar yer alıyor. Selen Kurtaran, yeni bir hayatın eşiğinde olmanın mutluluğu ile aile büyüğünü kaybetme korkusu arasında kalan anne karakterinde oldukça derinlikli bir performans sergiliyor. Selim Bayraktar ise otorite ile babalık içgüdüsü arasında denge kurmaya çalışan, sistemin ağırlığını omuzlarında taşıyan baba rolünde izleyiciyi etkilemeyi başarıyor.
Kadronun diğer önemli halkalarını ise deneyimli oyuncu Ayşe Nil Şamlıoğlu ve Murat Kılıç oluşturuyor. Özellikle Şamlıoğlu, canlandırdığı yaşlı karakterle, "vadesi dolan" bir bireyin toplumdaki yerini ve ölüme bakış açısını sarsıcı bir sükunetle yansıtıyor. Oyuncuların dar alanlarda sergilediği minimalist ama yoğun performanslar, filmin klostrofobik atmosferini güçlendiriyor.
Serpil Altın’ın yönetmen koltuğunda oturduğu yapım, Türkiye’nin ilk "sürdürülebilir film" (yeşil film) prodüksiyonu olma özelliğini taşıyor. Distopik bir geleceği, büyük bütçeli aksiyon sahneleri yerine psikolojik derinlik ve etik tartışmalar üzerinden anlatmayı tercih eden film, yerli bilimkurgu sineması için devrim niteliğinde bir adım. Filmde kullanılan set tasarımları ve ışık kullanımı, yer altındaki o nefessiz kalma hissini başarıyla izleyiciye geçiriyor. Yönetmen, izleyiciyi sadece bir hikâyeye değil, aynı zamanda "Yaşamın değeri nedir?" sorusu üzerine kurulu felsefi bir sorgulamaya davet ediyor.
Bilimkurgu türüne ilgi duyan ama türün sadece robotlardan ibaret olmadığını bilen izleyiciler bu filme öncelik vermelidir. Sosyolojik çıkarımlar içeren, sistem eleştirisi yapan ve etik ikilemleri odağına alan distopya meraklıları için bu yapım oldukça doyurucu olacaktır. Aynı zamanda, yerli sinemanın farklı türlerdeki gelişimini takip eden ve bilimkurgu filmleri kategorisinde özgün bir hikâye arayan herkes listesine eklemeli.
Filmi izlemek için en büyük sebep, sunduğu özgün "yaşam karşılığı ölüm" önermesidir. Hollywoodvari aksiyonlardan uzak durarak, insan psikolojisine ve aile bağlarına odaklanması filmi evrensel bir düzleme taşıyor. Ayrıca Türkiye’nin ilk kadın bilimkurgu yönetmenlerinden birinin imzasını taşıması ve çevre dostu bir prodüksiyonla çekilmesi, sinemamızın geleceği açısından bu yapımı izlenmesi gereken önemli bir eser kılıyor.
Nesiller Arası Çatışma: Yeni gelenin, eskiden olanın yerini zorla alması süreci.
Otoriter Sistemler: Kıtlık anında devletin birey üzerindeki mutlak ve acımasız kontrolü.
Sürdürülebilirlik ve Etik: Doğanın yok oluşunun insan ahlakını nasıl dönüştürdüğü.
Fedakarlık: Bir başkasının yaşamı için kendi varlığından vazgeçme zorunluluğu.
Eğer bu filmin yarattığı distopik atmosferi sevdiyseniz, nüfus kontrolünü farklı bir açıdan ele alan Seven Sisters (Yedinci Hayat) veya dar bir alanda hayatta kalma mücadelesini anlatan The Platform gibi yapımlara göz atabilirsiniz. Ayrıca, yerli sinemada distopik bir evreni başarıyla kuran Baskın: Karabasan (atmosfer açısından) veya Onur Ünlü’nün fantastik ögeler taşıyan bazı çalışmaları benzer bir merak duygusu uyandırabilir.
Film, çekimleri sırasında karbon ayak izini minimumda tutarak Türkiye'nin ilk "yeşil film" sertifikalı yapımı olmuştur.
Uluslararası birçok festivalden ödülle dönen yapım, Londra Bilimkurgu Film Festivali gibi prestijli platformlarda gösterilmiştir.
Senaryo, yönetmen Serpil Altın ve Korhan Uğur tarafından, iklim krizi raporları ve gelecek projeksiyonları incelenerek kaleme alınmıştır.
Evet, hikâyenin tamamına yakını, yüzeyin yaşanılamaz hale gelmesi nedeniyle inşa edilen yer altı yerleşkelerinde ve ailelerin yaşadığı kapalı kapsüllerde geçmektedir.
Film, büyük efektlerden ziyade sanatsal set tasarımı ve atmosfer yaratmaya odaklanmıştır. Bu sayede bilimkurgu hissi, fiziksel mekanların darlığı ve ışığın kullanımıyla organik bir şekilde verilir.
Film, izleyiciyi sert bir gerçeklikle yüzleştirse de, insan iradesinin ve sevginin sistem karşısındaki duruşuna dair düşündürücü, ucu açık bir final sunmayı tercih eder.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...