

Stéphane Belcourt

Lucas Andrieu

Gaëlle Flamand

Stéphane Belcourt (Young)

Thomas Andrieu

Mr. Dejean

The Bookstore Owner
Lucas' Grandmother
Nadine

Ms. Dejean
Ünlü yazar Stéphane Belcourt, bir konyak markasının reklam yüzü olarak yıllar önce terk ettiği ve bir daha asla dönmemeye yemin ettiği kasabasına geri döner. Bu dönüş, sadece fiziksel bir yolculuk değil, aynı zamanda Stéphane'ın zihninde kilitli tuttuğu anıların kapısını aralayan duygusal bir tetikleyicidir. Kasabada geçirdiği süre boyunca, lise yıllarında yaşadığı ve hayatının geri kalanını şekillendiren o büyük, gizli ve yakıcı ilk aşkını anımsar.
Stéphane, etkinlik sırasında Thomas adında genç bir adamla tanışır. Thomas, yazarın lisedeki ilk aşkı olan Lucas’ın oğludur. Bu tesadüfi karşılaşma, geçmişin tozlu sayfalarını gün yüzüne çıkarırken, Stéphane’ı Lucas ile yaşadığı imkansız aşkın neden yarım kaldığını ve Thomas’ın babası hakkında bilmediği gerçekleri keşfetmeye iter. Film, 1984 yılının tutkulu yazı ile günümüzün melankolik atmosferi arasında mekik dokuyarak, söylenmemiş sözlerin ve yıllarca saklanan yalanların insan ruhundaki izini sürüyor.
Stéphane karakterine hayat veren Guillaume de Tonquédec, geçmişin yükünü omuzlarında taşıyan, başarılı ama içsel olarak eksik kalmış bir yazarın hüznünü ustalıkla yansıtıyor. Oyuncunun her bakışında, elli yaşındaki bir adamın on yedi yaşındaki haline duyduğu özlemi ve pişmanlığı okumak mümkün.
Genç Thomas rolündeki Victor Belmondo ise, babasının geçmişine dair sorularına yanıt ararken sergilediği doğal ve samimi oyunculuğuyla dikkat çekiyor. Lise dönemindeki genç aşıkları canlandıran Jérémy Gillet ve Julien De Saint Jean, 1984 yılının o yasaklı ve ateşli atmosferini izleyiciye geçirmekte oldukça başarılı. Genç oyuncuların arasındaki çekim, filmin duygusal inandırıcılığını en üst seviyeye taşıyor.
Yönetmen Olivier Peyon, Philippe Besson’un otobiyografik romanından uyarladığı Bırak Artık Şu Yalanlarını ile son derece zarif ve dokunaklı bir anlatı sunuyor. Film, bir "ilk aşk" hikayesinden çok daha fazlası; toplumsal baskıların, utancın ve taşra hayatının dar kalıplarının iki gencin geleceğini nasıl paramparça ettiğinin bir belgesi niteliğinde. Peyon, geçmiş ile günümüz arasındaki geçişleri o kadar pürüzsüz sağlıyor ki, izleyici zamanın nasıl geçtiğini anlamadan karakterlerin kederine ortak oluyor. Işığın ve mekanın kullanımı, özellikle 80'li yılların nostaljik dokusu, filmin editoryal başarısını pekiştiriyor.
Geçmişin gölgesinde kalan aşkları, saklı kalmış sırları ve melankolik atmosferleri sevenler için bu yapım kaçırılmaması gereken bir cevher. Eğer Call Me by Your Name gibi estetik ve duygusal derinliği yüksek yapımlardan keyif aldıysanız, bu dokunaklı romantik dram sizi derinden sarsacaktır. Ayrıca, Fransız sinemasının taşra hayatını ve insan psikolojisini işleme biçimine hayran olan sinefiller için de yılın en duru ve dürüst işlerinden biri.
Bu filmi izlemek için en büyük neden, yalanların sadece başkalarını değil, en çok insanın kendisini nasıl hapsettiğini cesurca göstermesidir. Film, "Keşke farklı olsaydı" demenin ağırlığını, bir konyak kadehinin arkasına saklanan hüzünlü bir gülümsemeyle anlatıyor. Sadece bir aşk hikayesi değil, aynı zamanda bir baba-oğul ve geçmiş-gelecek köprüsü kurduğu için izlenmeyi hak ediyor. Guillaume de Tonquédec ve Victor Belmondo’nun karşılıklı sahnelerindeki sessiz ama güçlü gerilim, sinematografik bir ziyafet sunuyor.
İlk Aşkın Kalıcılığı: Yıllar geçse de ilk aşkın insanın hayatındaki tüm ilişkileri ve yaratıcılığını nasıl etkilediği.
Toplumsal Baskı ve Kimlik: Taşrada eşcinsel bir birey olmanın yarattığı korku, gizlenme ihtiyacı ve bu gizliliğin getirdiği yıkım.
Gerçek ve Yalan: Babalar ve oğullar arasındaki sırlar ile bir yazarın gerçeği kurgu aracılığıyla anlatma çabası.
Zamanın Acımasızlığı: Geçen zamanın geri getirilemeyeceği gerçeğiyle yüzleşme ve yaşanmamışlıklara duyulan özlem.
Bu filmin yarattığı hüzünlü ve romantik atmosferi sevdiyseniz, yine bir yazarın geçmişine yolculuk yaptığı God's Own Country veya ilk aşkın izlerini süren Weekend gibi yapımlara göz atabilirsiniz. Ayrıca, Fransız taşrasının büyüsünü ve acılarını benzer bir dille işleyen Brokeback Mountain gibi kültleşmiş LGBTQ+ filmleri ile tematik benzerlikler kurmak mümkün.
Film, Philippe Besson’un dünya çapında çok satan ve otobiyografik öğeler taşıyan aynı isimli romanından beyazperdeye uyarlandı. Romanın yazarı Besson, filmin çekim sürecinde sette sık sık bulunmuş ve hikayenin ruhuna sadık kalınması için yönetmenle yakın çalışmıştır. Filmin çekildiği konyak bağları ve kasaba atmosferi, hikayenin nostaljik ve biraz da ağırbaşlı yapısını desteklemek için özel olarak seçilmiştir.
Evet, film Philippe Besson’un kendi gençlik yıllarına ve lisedeki ilk aşkına dayanan otobiyografik romanından uyarlanmıştır.
Kesinlikle. Film, romandan bağımsız olarak da son derece bütünlüklü, güçlü ve anlaşılır bir sinematografik dil kuruyor.
Film, ağır bir melankoli ve duygusal derinliğe sahip olsa da, bunu ajite etmeden, son derece zarif ve izleyiciyi yormayan bir editoryal dille sunuyor.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...