
Dram, Komedi, Animasyon
Alfred, her sabah aynı saatte uyanan, aynı rutini takip eden ve bir fotokopi dükkânında çalışan sıradan bir adamdır. Hayatı mekanik bir düzen içinde akıp giderken, bir gün iş yerinde elini yanlışlıkla fotokopi makinesinin üzerine koyar. Makine Alfred’in elinin kopyasını çıkarmakla kalmaz; bu olay, fiziksel gerçekliğin kırılmasına neden olan tuhaf bir zincirleme reaksiyonu başlatır. Alfred dükkândan çıktığında, dünyanın yavaş yavaş değiştiğini fark eder.
Sokaktaki insanlar, komşular ve hatta yoldan geçen yabancılar yavaş yavaş Alfred’in kendisine dönüşmeye başlar. Başlangıçta hafif bir şaşkınlıkla karşılanan bu durum, kısa sürede kontrol edilemez bir çoğalmaya evrilir. Her yer Alfred’lerle dolarken, orijinal Alfred kendi kimliğini ve benzersizliğini korumak için umutsuz bir mücadeleye girişir. Virgil Widrich’in bu başyapıtı, modern dünyanın tekdüzeliğini ve bireyin dijitalleşen çağdaki kimlik kaybını çarpıcı bir görsellikle işliyor.
Filmin neredeyse tüm yükünü, Alfred karakterine hayat veren Johannes Silberschneider sırtlıyor. Silberschneider, film boyunca yüzlerce farklı versiyonuyla karşımıza çıksa da, her bir kopyaya kattığı ufak mimik farklılıkları ve şaşkınlık dolu ifadesiyle olağanüstü bir performans sergiliyor. Oyuncunun aynı sahnede kendisinin onlarca kopyasıyla etkileşime girmesi, dönemi için büyük bir teknik başarı olarak kabul edilir.
Sessiz sinema estetiğiyle çekilen filmde, Silberschneider’ın fiziksel oyunculuğu ön plandadır. Kelimelerin olmadığı bu dünyada, sadece bakışları ve telaşlı hareketleriyle izleyiciye klostrofobik bir çaresizlik hissini başarıyla aktarır. Kopyaların yarattığı o mekanik ve ruhsuz kalabalık, oyuncunun yeteneği sayesinde hem komik hem de ürkütücü bir hal alır.
Yönetmen Virgil Widrich, Copy Shop ile sinema tarihinin en özgün kısa yapımlarından birine imza atmıştır. Film, yaklaşık 18.000 dijital fotoğrafın kağıda basılıp, ardından tekrar filme çekilmesiyle oluşturulan benzersiz bir animasyon tekniğine sahiptir. Bu yöntem, filme hem nostaljik bir doku hem de rüya (ya da kabus) benzeri bir akışkanlık kazandırır. Bilim kurgu ve sürrealizmin sınırlarında gezinen yapım, "seri üretim" çağında insanın bir "ürün" haline gelmesini sert bir dille eleştirir. Müzik kullanımı ve ritmiyle izleyiciyi hipnotize eden bu eser, sadece 12 dakikada devasa bir felsefi sorgulama yaratır.
Sürrealist sinemadan hoşlanan, Kafkaesk öyküleri seven ve görselliğin hikâye anlatımındaki gücüne inanan herkes bu filmi izlemeli. Kimlik erozyonu, yalnızlık ve modern yaşamın rutinleri üzerine düşünen sinemaseverler için Copy Shop bir başyapıt niteliğindedir. Ayrıca animasyon tekniklerine ve deneysel sinemaya ilgi duyanlar için bu bağımsız film, yaratıcılığın sınırlarını görme açısından eşsiz bir deneyim vaat ediyor.
Çünkü bu film, "benzerlik" kavramını bir korku unsuru olarak kullanarak izleyiciyi derinden sarsıyor. Herkesin birbirine benzediği bir dünyada "özel" kalmanın imkansızlığını, diyalogsuz bir şekilde sadece görüntülerle bu kadar güçlü anlatabilen çok az yapım vardır. Teknik açıdan devrim niteliğindeki yapım süreci ve finaldeki o kaçınılmaz döngü, filmi izledikten sonra aynaya baktığınızda kendinizi sorgulamanıza neden olacak kadar etkilidir.
Kimlik Kaybı: Bireyin kitleler içinde eriyip gitmesi ve özgünlüğünü yitirmesi.
Modern Rutin: Gündelik hayatın mekanik bir tekrara dönüşmesinin yarattığı yabancılaşma.
Seri Üretim: İnsanın da tıpkı bir kağıt parçası gibi kopyalanabilir ve harcanabilir hale gelmesi.
Klostrofobi: Kendi benzerlerinle çevrili olmanın yarattığı boğucu hapsolmuşluk hissi.
Bu tuhaf ve büyüleyici atmosferi sevdiyseniz, şu yapımlara da göz atabilirsiniz:
The Double (2013): Kendisinin bir kopyasıyla karşılaşan bir adamın yaşadığı psikolojik drama.
Being John Malkovich (1999): Başkalarının zihnine girmeyi ve kimlik değiştirmeyi konu alan sürreal bir klasik.
Tango (1981): Tek bir odada sürekli tekrarlanan döngüsel hareketleri işleyen bir başka dahi kısa animasyon.
Film, 2002 yılında En İyi Kısa Film dalında Akademi Ödülü'ne (Oscar) aday gösterilmiştir.
Yapım sürecinde kullanılan 18.000'den fazla fotokopi kağıdı, filme o kendine has "titrek" ve grenli görüntüsünü vermiştir.
Yönetmen Virgil Widrich, filmin kurgusunu tamamlamak için aylar süren titiz bir çalışma yürütmüştür.
Konuşmanın olmaması, Alfred’in dünyasındaki mekanikleşmeyi ve kopyaların birbirleriyle iletişim kurmasına gerek olmadığını vurgulayan sanatsal bir tercihtir.
Evet, filmdeki karelerin çoğu gerçekten fotokopi makinelerinden geçirilmiş kağıtların stop-motion mantığıyla birleştirilmesiyle oluşturulmuştur.
Finaldeki büyük döngü, bireyin sistem içindeki kaçınılmaz sonunu ve her şeyin birer kopyadan ibaret olduğu o büyük "hiçliği" temsil eder.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...