
Gelibolu, sadece bir savaşın kronolojik dökümünü değil, o savaşın içinde var olmaya çalışan insan ruhunun derinliklerini de perdeye taşıyor. Tolga Örnek’in altı yıllık titiz bir çalışma sonucunda ortaya koyduğu bu yapım, 1915 yılında Çanakkale Boğazı’nın kıyılarında yaşananları; Türk, Avustralyalı ve Yeni Zelandalı askerlerin kendi günlüklerine ve mektuplarına dayanarak anlatıyor. Belgesel, tarihin bu en büyük çıkarma harekâtını bir "yenilgi" ya da "zafer" odağından ziyade, ortak bir insani acı üzerinden ele alıyor.
Film, birbirini hiç tanımayan ama aynı siperlerde ölümü bekleyen gencecik insanların paylaştığı korkuyu, cesareti ve dostluğu odağına yerleştiriyor. Savaşın teknik detaylarından çok, evlerine yazdıkları son mektuplarda gizlenen duygusal yüke odaklanan Gelibolu; izleyiciyi siperlerin içine, tozlu kıyılara ve barut kokulu tepelere davet ediyor. Bu yönüyle yapım, savaşın ne kadar anlamsız, ama orada gösterilen kahramanlığın ne kadar evrensel olduğunu kanıtlıyor.
Bir belgesel film olması sebebiyle klasik bir oyuncu kadrosu yerine, anlatıcı seslerin gücüyle öne çıkan bir yapıya sahip. Orijinal seslendirmede Jeremy Irons ve Sam Neill gibi dünya sinemasının dev isimleri yer alırken, Türkçe seslendirmede usta sanatçıların etkileyici anlatımları filme editoryal bir ağırlık katıyor. Askerlerin mektuplarını seslendiren bu isimler, izleyicinin yüz yıl öncesine giderek o duygusal atmosferi bizzat yaşamasını sağlıyor.
Performanslar, tarihsel gerçekliğin soğuk yüzünü insani bir sıcaklıkla dengeliyor. Seslendirme sanatçıları, mektuplardaki her bir kelimeye hayat vererek; tarihin tozlu sayfalarında kalmış isimsiz askerleri, izleyicinin zihninde ete kemiğe büründürüyor.
Tolga Örnek’in yönetmen koltuğunda oturduğu Gelibolu, Türk sinema tarihinde belgesel türünün çıtasını en üst noktaya taşıyan yapımlardan biridir. Arşiv görüntülerinin, canlandırmaların ve uzman görüşlerinin ustalıkla harmanlandığı film, tarafsızlığıyla dikkat çekiyor. Savaşın stratejik hamlelerini anlatırken insani perspektifi asla elden bırakmayan yapım, sinematografik açıdan da oldukça etkileyici. Özellikle savaş alanlarından alınan güncel görüntülerle tarihi dökümanların birleştirilmesi, zamanın geçiciliğini ve anıların kalıcılığını vurguluyor.
Tarihe meraklı olanlar, özellikle Birinci Dünya Savaşı ve Çanakkale Cephesi hakkında derinlemesine bilgi edinmek isteyen herkes bu belgeseli izlemeli. Sadece askeri stratejileri değil, savaşın psikolojik boyutunu anlamak isteyen izleyiciler için de savaş filmleri arasında en sarsıcı örneklerden biridir. Ayrıca barışın kıymetini ve farklı milletlerin ortak acılarda nasıl buluşabildiğini görmek isteyen geniş bir kitleye hitap ediyor.
Gelibolu, Çanakkale’yi sadece "geçilmez" kılan askerleri değil, orada yatan binlerce gencin hayallerini ve pişmanlıklarını da anlattığı için izlenmeli. Karşı siperdeki "düşmanı" bir insan olarak görmeye başlayan askerlerin hikâyesi, bugün bile dünyanın en çok ihtiyaç duyduğu sağduyuyu aşılıyor. Teknik kalitesi, zengin arşivi ve tarafsız diliyle tarihimize yapılmış en saygılı ve kapsamlı dokunuşlardan biri olması, bu belgeseli vazgeçilmez kılıyor.
Ortak Acı: Farklı dilleri konuşsalar da aynı korkuyu ve özlemi paylaşan askerlerin dramı.
Vatan Sevgisi: Toprağını savunmak için gözünü kırpmadan ölüme gidenlerin kararlılığı.
Barışın Erdemi: Savaşın yıkıcılığı karşısında insanlığın ve dostluğun kazandığı nihai zafer.
Tarihsel Hafıza: Mektuplar ve günlükler aracılığıyla geçmişin sesini günümüze taşıma.
Çanakkale Savaşı’nı ve benzer askeri temaları farklı açılardan ele alan şu yapımları da inceleyebilirsiniz:
Gallipoli (1981): Mel Gibson’ın başrolünde olduğu, savaşın Avustralyalı gençler üzerindeki etkisini işleyen bir klasik.
Çanakkale 1915: Savaşın Türk tarafındaki hazırlıklarını ve askeri dehasını ön plana çıkaran bir savaş draması.
The Water Diviner (Son Umut): Savaşın bitiminden sonra oğullarını aramak için Çanakkale’ye gelen bir babanın hikâyesini anlatan etkileyici bir yapım.
Filmin hazırlık süreci tam altı yıl sürmüş, bu süreçte yedi ülkedeki 70’ten fazla arşiv taranmıştır. Tolga Örnek, belgeselin objektifliğini korumak adına hem Türk hem de ANZAC tarafının tarihçileriyle çalışmıştır. Film, Türkiye’de gösterime girdiğinde büyük bir gişe başarısı yakalamış ve belgesel türünün popülerleşmesine öncülük etmiştir. Mektupların gerçek sahiplerinin ailelerine ulaşılması, yapımın duygusal derinliğini artıran en önemli unsurlardan biridir.
Hayır, film Yeni Zelanda ve Avustralya askerlerinin (ANZAC) bakış açısına da geniş yer vererek savaşın her iki taraf için de yarattığı sonuçları dengeli bir şekilde işler.
Evet, belgeselde seslendirilen tüm mektuplar ve günlük notları, savaşta bizzat bulunmuş askerlerin yazdığı gerçek tarihi belgelerden alınmıştır.
Bu başlık, belgeselin izleyiciye sadece tarihi bilgi vermekle kalmayıp, cephe hattındaki gerçek tecrübeyi ve atmosferi yaşatma amacını simgeler.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...