
Varlıklı bir Amerikalı çift olan Anne ve Bob, Paris’te lüks bir malikaneye taşınırlar ve şehrin elit tabakası için görkemli bir akşam yemeği partisi düzenlerler. Ancak son anda plana dahil olan Bob'un oğlu nedeniyle masadaki kişi sayısı uğursuz kabul edilen 13'e ulaşır. Batıl inançları olan ve kusursuz bir ev sahibi görünmek isteyen Anne, bu durumu çözmek için sadık hizmetçisi Maria’yı gizemli bir İspanyol soylusu kılığına sokarak masaya dahil eder.
Anne'in talimatı basittir: Maria sadece oturacak ve pek konuşmayacaktır. Ancak Maria, masadaki bir sanat simsarı olan David'in ilgisini çeker ve samimiyetiyle herkesi büyüler. Bir şaka olarak başlayan bu oyun, Maria ile David arasında gerçek bir romantizme dönüşünce, sınıf bilinci yüksek olan Anne için işler kontrolden çıkar. Film, lüks sofraların ve nezaket kurallarının ardındaki ikiyüzlülüğü Maria’nın saf mutluluğu üzerinden sorgular.
Film, karakterlerin arasındaki gerilimi ve mizahı ustalıkla yansıtan güçlü bir kadroya sahip:
Rossy de Palma (Maria): Filmin gerçek yıldızı. Alışılagelmişin dışındaki güzelliği ve devasa enerjisiyle, hizmetçilikten "soyluluğa" geçen Maria'nın içsel dünyasını muazzam bir içtenlikle canlandırıyor.
Toni Collette (Anne): Kontrol tutkunu, sınıfsal takıntıları olan ve kıskanç ev sahibesi rolünde yine harikalar yaratıyor.
Harvey Keitel (Bob): Eşiyle Maria arasındaki gerilimin ortasında kalan, pragmatik ama bazen vurdumduymaz koca rolünde.
Michael Smiley (David): Maria’nın doğallığına aşık olan İngiliz sanat simsarı.
Yönetmen Amanda Sthers, Fransız sinemasının o meşhur zarif dokunuşunu Hollywood tarzı bir "durum komedisi" ile birleştiriyor. Film, izleyiciyi bir yandan Maria'nın mutluluğu için heyecanlandırırken, diğer yandan üst sınıfın acımasız kibrini göstererek rahatsız ediyor. Paris atmosferi, şık kıyafetler ve lezzetli yemek sahneleri görsel bir zenginlik sunarken; alt metinde yatan "insanlık onuru ve statü" çatışması filmi derinleştiriyor.
Sosyal hiciv sevenler: Sınıf ayrımlarıyla dalga geçen, Parasite kadar sert olmasa da iğneleyici bir mizah arayanlar.
Paris aşıkları: Paris'in lüks hayatını ve estetiğini izlemekten keyif alanlar.
Rossy de Palma hayranları: İspanyol sinemasının bu ikonik isminin başrolde nasıl devleştiğini görmek isteyenler.
Film, gerçek aşkın statü tanıyıp tanımayacağını sorgulatırken, Maria'nın kendisini bulma hikâyesiyle izleyiciye umut veriyor. Özellikle Toni Collette ve Rossy de Palma’nın karşı karşıya geldiği sahnelerdeki psikolojik savaş, filmin en sürükleyici noktası. "Soyluluk kanda mı yoksa ruhta mı?" sorusuna Paris usulü bir cevap arıyorsanız, bu filmi kaçırmamalısınız.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...