
Dram, Romantik

Fanny Brawne

John Keats

Mr. Brown

Mrs. Brawne
Toots

Samuel

Maria Dilke

Charles Dilke

Abigail

Reynolds
1818 yılının Londra’sında geçen hikaye, genç ve meteliksiz şair John Keats ile modaya düşkün, neşeli komşusu Fanny Brawne’un beklenmedik karşılaşmasıyla başlar. Başlangıçta birbirlerine tamamen zıt karakterler gibi görünen bu iki genç, Keats’in yazdığı mısraların büyüsü ve Fanny’nin bu mısralara olan saf ilgisiyle birbirlerine çekilirler. Ancak bu aşkın önünde aşılması imkansız engeller vardır: Keats’in maddi imkansızlıkları, dönemin katı sosyal kuralları ve şairin sağlığını tehdit eden amansız hastalık.
Keats ve Fanny arasındaki ilişki, sadece fiziksel bir yakınlık değil; mektuplar, şiirler ve duvarların arasından duyulan fısıltılarla beslenen ruhsal bir ortaklıktır. Yönetmen Jane Campion, büyük trajedileri bağıra çağıra anlatmak yerine, bir elin dokunuşu ya da bir pencere kenarındaki bekleyiş gibi küçük detaylarla bu büyük aşkın derinliğini işliyor. Film, Keats’in "Bright Star" şiirinden ilham alarak, ölümün gölgesindeki bir yaşamda ölümsüz bir sevginin nasıl yeşerdiğini gözler önüne seriyor.
Ben Whishaw, John Keats rolünde karakterin hem kırılganlığını hem de entelektüel derinliğini muazzam bir hassasiyetle canlandırıyor. Whishaw’un performansı, bir şairin dünyayı nasıl hissettiğini ve kelimelerin onun için ne anlama geldiğini izleyiciye doğrudan geçiriyor. Abbie Cornish ise Fanny Brawne karakterine hayat verirken, sadece bir "ilham perisi" değil, kendi kararları ve duyguları olan güçlü bir kadın portresi çiziyor.
Paul Bettany gibi isimlerin de yer aldığı yardımcı kadroda özellikle Paul Schneider, Keats’in en yakın dostu ve koruyucusu Charles Brown rolüyle dikkat çekiyor. Brown’un Fanny ile olan çatışması ve Keats üzerindeki sahiplenici tavrı, filmin gerilim ve dramatik yapısını güçlendiren unsurların başında geliyor.
Yönetmen Jane Campion, bu filmde sinemayı adeta bir tuvale dönüştürüyor. Her bir kare, 19. yüzyıl İngiltere’sinin doğal ışığını ve atmosferini yansıtan bir tablo gibi özenle kurgulanmış. Filmin temposu, bir şiirin mısraları gibi ağır ama etkileyici bir ritme sahip. Görüntü yönetimi ve kostüm tasarımı (ki Oscar adaylığı ile taçlanmıştır), dönemin ruhunu sadece görsel olarak değil, dokunsal olarak da hissettiriyor. Parlak Yıldız, duygusal sömürüye kaçmadan, hüznü en zarif haliyle sunan bir romantik dram şaheseridir.
Şiire, edebiyata ve estetik değeri yüksek sinema örneklerine ilgi duyanlar için bu film eşsiz bir deneyim sunuyor. Eğer Jane Austen romanlarının atmosferini seviyorsanız veya yavaş akan ama derin izler bırakan dönem filmi örneklerinden hoşlanıyorsanız, Parlak Yıldız’ı mutlaka izlemelisiniz. İnsan ruhunun en hassas köşelerine dokunan bu biyografi türündeki yapım, kalbiyle düşünen izleyiciler için tasarlandı.
Bu film, aşkın sadece mutluluktan ibaret olmadığını, aynı zamanda bir sabır ve sadakat sınavı olduğunu kanıtlıyor. John Keats’in gerçek hayat hikayesine dayanan yapım, onun dünyaca ünlü şiirlerinin hangi duygusal iklimlerde doğduğunu anlamamızı sağlıyor. Sahnelerin doğallığı, dekorların zenginliği ve oyuncuların duru performansı sayesinde, kendinizi 1800’lerin sonunda bir kır bahçesinde, imkansız bir aşkın tanığı gibi hissedeceksiniz.
Sanat ve Aşkın Birleşimi: Şiirin bir iletişim aracı ve duyguları ölümsüzleştirme yolu olarak kullanımı.
Sosyal Sınıf ve Maddiyat: Yeteneğin, fakirlik ve toplumsal statü karşısındaki çaresizliği.
Hastalık ve Ölümün Gölgesi: Yaşamın kısalığı karşısında sevginin sonsuzluk arayışı.
Sabır ve Sadakat: Aradaki engellere rağmen vazgeçilmeyen bir gönül bağı.
Eğer Keats ve Fanny’nin hikayesi sizi etkilediyse, yine bir edebiyat devinin hayatına odaklanan Becoming Jane (Aşkın Kitabı) filmini izleyebilirsiniz. Benzer bir görsel zarafet ve dönem atmosferi için Atonement (Kefaret) veya yine Jane Campion imzalı bir başka başyapıt olan The Piano (Piyano), bu türdeki en iyi dram filmi seçenekleridir.
Filmin adı, Keats'in Fanny Brawne için yazdığı "Bright star, would I were stedfast as thou art" dizesiyle başlayan şiirinden gelmektedir.
Filmdeki kostümlerin çoğu, dönemin dikiş teknikleri ve kumaş dokuları araştırılarak el işçiliğiyle hazırlanmıştır.
Ben Whishaw, rolüne hazırlanmak için Keats'in tüm mektuplarını okumuş ve o dönemin kaligrafi tekniklerini öğrenmiştir.
John Keats, İngiliz Romantik döneminin en önemli şairlerinden biridir. Çok genç yaşta (25) hayatını kaybetmesine rağmen, ardında dünya edebiyatını derinden etkileyen eserler bırakmıştır.
Evet, filmde duyulan tüm şiirler ve Keats ile Fanny arasındaki mektuplaşmaların büyük bir kısmı gerçek tarihi kayıtlara ve Keats’in eserlerine dayanmaktadır.
Film, Keats’in gerçek yaşam öyküsüne sadık kaldığı için trajik bir sonla biter; ancak bu son, bir yıkımdan ziyade aşkın ve sanatın zamana karşı kazandığı bir zafer olarak betimlenir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...