

Swede Levov

Dawn Levov

Merry Levov

Nathan Zuckerman

Lou Levov

Jerry Levov

Vicky

Sheila Smith

Rita Cohen

Merry (12 years old)
"İsveçli" lakabıyla tanınan Seymour Levov, lise yıllarının efsanevi sporcusu, başarılı bir iş adamı ve eski bir güzellik kraliçesiyle evli, örnek bir vatandaştır. 1960'ların savaş sonrası refah döneminde, Seymour’un hayatı tam da "Amerikan Rüyası"nın tanımı gibidir. Ancak bu rüya, ergenlik çağındaki kızı Merry’nin dönemin kaotik siyasi atmosferine kapılmasıyla bir kabusa dönüşür.
Vietnam Savaşı karşıtı radikal bir gruba katılan Merry, yerel bir postaneye düzenlenen ve ölümle sonuçlanan bombalı saldırının baş şüphelisi olarak ortadan kaybolur. Seymour, mükemmel hayatının enkazı altında kızını aramaya başlar. Bu arayış sadece kızını bulmak için değil, inandığı tüm değerlerin, kurduğu düzenin ve sevdiği insanların nasıl yabancılaştığını anlama çabasıdır. Film, bir babanın çaresizliğini işlerken, aynı zamanda koca bir neslin ideallerinin yıkılışını editoryal bir hüzünle yansıtır.
Filmin başrolünde, aynı zamanda yönetmen koltuğunda da oturan Ewan McGregor yer alıyor. McGregor, her şeyini kaybeden bir babanın metanetini ve içsel yıkımını büyük bir hassasiyetle canlandırıyor. Eşi Dawn rolündeki Jennifer Connelly, mükemmeliyetçi dünyası yıkılan bir kadının psikolojik çöküşünü ve hayata tutunma çabasını sarsıcı bir derinlikle sunuyor.
Filmin asıl kilit ismi ise kızları Merry rolündeki Dakota Fanning. Fanning, kekemelikle boğuşan masum bir çocuktan, radikal bir militana dönüşen karakterinin her aşamasını izleyiciye buz gibi bir gerçeklikle hissettiriyor. Kadrodaki bu güçlü performanslar, hikâyenin trajik tonunu sinematografik bir başarıya dönüştürüyor.
Philip Roth’un Pulitzer ödüllü dev romanından uyarlanan yapım, Ewan McGregor’un ilk yönetmenlik denemesi. American Pastoral, 1960’lar Amerika’sının o meşhur toplumsal kutuplaşmasını bir ailenin mikro dünyası üzerinden ele alıyor. Film, görsel açıdan dönemin ruhunu yansıtan pastel tonlarla başlasa da, hikâye ilerledikçe renk paleti de karakterlerin ruh hali gibi grileşip sertleşiyor. Edebiyat uyarlaması olmanın getirdiği yoğun diyalog yapısına sahip olan film, izleyiciye "Nerede hata yaptık?" sorusunu sorduran editoryal bir ağırlık taşıyor.
Dönem dramalarını, aile içi çatışmaları ve toplumsal değişimlerin birey üzerindeki etkisini konu alan yapımları sevenler bu filmi mutlaka izlemeli. Eğer Philip Roth edebiyatına ilginiz varsa veya "Amerikan Rüyası" kavramının karanlık tarafını merak ediyorsanız, bu film size hitap edecektir. Hareketli bir aksiyon yerine, karakter tahlilleri ve duygusal yoğunluğu ön planda tutan bir dram filmi arayanlar için ideal.
Film, sevginin her şeyi iyileştirmeye yetmeyebileceğini ve bazen en yakınlarımızın bile tamamen yabancılaşabileceğini çok dürüst bir dille anlatıyor. Bir babanın, ideolojik uçurumlara rağmen kızından vazgeçmeyişi, insan yüreğinin dayanıklılığına dair hüzünlü bir kanıt sunuyor. Ayrıca 1960'ların politik iklimini ve kuşak çatışmasını anlamak adına sinematografik bir ders niteliği taşıyor.
Amerikan Rüyası'nın İflası: Maddi başarı ve düzenin, toplumsal kaos karşısındaki kırılganlığı.
Baba-Kız İlişkisi: İdeolojik ve duygusal uçurumlar arasında kalan sarsılmaz bir bağ.
Radikalleşme: Masumiyetin siyasi öfke ve şiddetle nasıl yer değiştirdiği.
Zamanın Ruhu: 1960’ların sosyal hareketlerinin bireylerin kaderini nasıl tayin ettiği.
Bu tarz bir aile trajedisi ve toplumsal eleştiri arıyorsanız, yine bir edebiyat uyarlaması olan Revolutionary Road (Hayallerin Peşinde) veya bir babanın benzer bir arayışını anlatan The Son ilginizi çekebilir. Ayrıca 1960'ların atmosferi için The Trial of the Chicago 7 da izlenebilir.
Film, Philip Roth'un meşhur üçlemesinin bir parçası olan ve 1997'de Pulitzer kazanan romanından uyarlandı.
Ewan McGregor, projeye aslında sadece oyuncu olarak dahil olmuştu; ancak yönetmen arayışı çıkmaza girince bu görevi de üstlenmeye karar verdi.
Filmin çekimleri, 1960'lar atmosferini koruyan mimarisi nedeniyle büyük oranda Pittsburgh ve çevresinde gerçekleştirildi.
Filmde Merry'nin motivasyonu tek bir nedene bağlanmasa da; içsel huzursuzluğu, kekemeliğinin yarattığı dışlanmışlık hissi ve dönemin Vietnam Savaşı karşıtı öfkesiyle birleşerek onu şiddet yanlısı bir yola sürüklüyor.
Kitabın çok katmanlı ve karmaşık yapısı göz önüne alındığında, film hikâyenin dramatik özüne odaklanıyor ancak Roth'un yoğun edebi dilini sinematografik olarak sadeleştiriyor.
Final, bir çözümden ziyade bir kabullenişi temsil ediyor. Geçmişin geri gelmeyeceğini ve bazı yaraların asla tam olarak kapanmayacağını gösteren editoryal bir buruklukla sona eriyor.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...