

Ines

Winfried / Toni

Henneberg

Gerald

Tim

Anka

Tatjana

Steph

Flavia

Dascălu
Winfried Conradi, emekli bir müzik öğretmeni ve amansız bir şakacıdır; hayatını takma dişler ve peruklarla yaptığı küçük oyunlarla renklendirir. Kızı Ines ise Bükreş’te üst düzey bir kurumsal strateji danışmanı olarak çalışan, hayatını tamamen kariyerine, toplantılara ve e-postalara adamış bir kadındır. Babasının beklenmedik bir şekilde Bükreş’e gelmesi, Ines’in titizlikle kurduğu profesyonel dünyasını altüst eder.
Aradaki buzlar erimek yerine daha da sertleşince Winfried, daha radikal bir yönteme başvurur: "Toni Erdmann" adında peruklu ve takma dişli bir yaşam koçu kimliğine bürünerek kızının iş çevresine sızar. Bu absürt ve çoğu zaman utanç verici müdahaleler, Ines’i hem sınırlarını zorlamaya hem de hayatının anlamsızlığını sorgulamaya iter. Film, kurumsal dünyanın soğukluğu ile babacan bir sevginin kaotik doğası arasındaki çatışmayı, izleyiciyi hem güldüren hem de derinden sarsan bir dille anlatır.
Filmin başarısının temelinde, başrol oyuncuları Sandra Hüller ve Peter Simonischek’in sergilediği inanılmaz performanslar yatıyor. Ines rolünde Sandra Hüller, kurumsal dünyanın baskısı altında duygularını bastıran bir kadının iç dünyasını muazzam bir hassasiyetle yansıtıyor. Özellikle meşhur "Greatest Love of All" şarkısını söylediği sahne, sinema tarihinin en güçlü ve katarsis dolu anlarından biri olarak kabul edilir.
Winfried/Toni rolündeki Peter Simonischek ise hem sevgi dolu bir babanın hüznünü hem de bir şakacının anarşist ruhunu kusursuz bir dengeyle canlandırıyor. İkilinin arasındaki kimya, filmin 162 dakikalık süresini bir an bile sıkıcı kılmıyor. Yan rollerdeki oyuncular da kurumsal hayatın steril ve yapay atmosferini başarıyla destekleyerek bu yabancı film için sağlam bir zemin oluşturuyor.
Yönetmen Maren Ade, Toni Erdmann ile modern sinemanın en özgün ve cesur işlerinden birine imza atıyor. Film, alışıldık baba-kız dramalarının klişelerini yıkarak absürt mizahı (cringe comedy) derin bir karakter incelemesiyle birleştiriyor. 2016 Cannes Film Festivali'nde büyük yankı uyandıran ve Oscar adaylığı kazanan yapım, kapitalizmin insan ilişkilerini nasıl mekanikleştirdiğini de sert bir dille eleştiriyor. Uzun süresine rağmen her bir sahnesi, karakterlerin birbirini yeniden bulma yolculuğuna hizmet eden birer tuğla niteliğinde.
İş ve özel hayat dengesini kurmakta zorlananlar, kurumsal dünyanın anlamsız toplantılarından yılanlar ve alışılmışın dışında bir mizah anlayışı arayanlar bu filmi mutlaka izlemeli. Eğer dram filmi izlerken aynı zamanda beklenmedik anlarda kahkahalar atmaktan hoşlanıyorsanız, Toni Erdmann size benzersiz bir tecrübe sunacaktır. Aile bağlarının karmaşıklığı üzerine kafa yoran izleyiciler için de oldukça sarsıcı bir yapım.
Toni Erdmann, bize hayatta neyin gerçekten önemli olduğunu hatırlatmak için takma dişler takan ve peruk takan bir babanın samimiyetine sahip. Filmi benzerlerinden ayıran en büyük fark, izleyiciyi "rahatsız ederek" güldürmesi ve bu rahatsızlığın sonunda derin bir duygusal bağ kurdurmasıdır. Modern dünyanın yalnızlığına ve ciddiyetine karşı yapılmış en zarif ve komik başkaldırılardan biri olması, onu izlemek için en büyük sebeptir.
Yabancılaşma: Modern çalışma hayatının bireyi kendi duygularından ve ailesinden koparması.
Baba-Kız İlişkisi: Kuşak çatışması ve sevginin ifade edilme biçimlerinin farklılığı.
Otantik Olma: Kurumsal maskelerin altında saklanan gerçek benliğin keşfi.
Mizahın Gücü: En acı verici ve zor anlarda mizahın bir hayatta kalma mekanizması olarak kullanımı.
Eğer Toni Erdmann’ın o kendine has, biraz tuhaf ve duygusal havasını sevdiyseniz, yine bir karakterin içsel yolculuğuna odaklanan About Schmidt veya aile dinamiklerini absürt bir dille işleyen The Royal Tenenbaums filmlerine göz atabilirsiniz. Ayrıca kurumsal hayatın anlamsızlığı üzerine benzer bir eleştiri sunan İsveç yapımı A Pigeon Sat on a Branch Reflecting on Existence da ilginizi çekebilir.
Film, 2016 yılında Cannes Film Festivali'nde FIPRESCI Ödülü kazanmış ve yılın en iyi filmlerinden biri olarak gösterilmiştir.
Yönetmen Maren Ade, başrol oyuncuları için aylar süren provalar yapmış ve karakterlerin arasındaki o karmaşık bağı bu sayede inşa etmiştir.
Filmin süresi 162 dakika olmasına rağmen, kurgusu izleyiciyi bir an bile hikâyenin dışına itmeyecek kadar akıcıdır.
Film içinde Toni Erdmann, babanın kızına yaklaşmak için uydurduğu hayali bir karakterdir. Ancak yönetmen bu karakteri yaratırken komedyen Andy Kaufman'ın alter egolarından ilham almıştır.
Bu sahne, Ines karakterinin hayatındaki tüm toplumsal ve kurumsal baskılardan, kıyafetleriyle birlikte tamamen sıyrıldığı, özgürleştiği ve absürtlüğün doruğuna ulaştığı bir kırılma anıdır.
Filmin çekimleri yaklaşık 56 gün sürdü, ancak yönetmen Maren Ade’nin kusursuzluk tutkusu nedeniyle kurgu aşaması bir yıldan fazla zaman aldı.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...