

Tom Ripley

Marge Sherwood

Dickie Greenleaf

Meredith Logue

Freddie Miles

Peter Smith-Kingsley

Herbert Greenleaf

Inspector Roverini

Alvin MacCarron

Aunt Joan
Tom Ripley, 1950’lerin New York’unda hayatta kalmaya çalışan, başkalarını taklit etme ve yalan söyleme konusunda sıra dışı bir yeteneğe sahip, silik bir gençtir. Bir tesadüf eseri, zengin bir iş adamı olan Herbert Greenleaf ile tanışır. Greenleaf, Tom’un oğlu Dickie ile arkadaş olduğunu sanarak, ona İtalya’da sefa süren oğlunu eve dönmeye ikna etmesi için bir teklif sunar. Tom, bu teklifi hayatını değiştirecek bir fırsat olarak görür ve Akdeniz’in parıltılı dünyasına adım atar.
İtalya’ya vardığında Dickie Greenleaf ve sevgilisi Marge’ın lüks, umursamaz ve büyüleyici yaşam tarzına hayran kalan Tom, kısa sürede bu hayata dahil olur. Ancak Dickie’nin değişken ilgisi ve Tom’un bu yeni dünyaya duyduğu tutkulu bağlılık, tehlikeli bir saplantıya dönüşür. Tom, hayalini kurduğu bu lüks yaşamdan vazgeçmemek için her türlü etik sınırı zorlamaya kararlıdır.
Yalanlar üzerine kurulu bu yeni hayatında Tom, köşeye sıkıştıkça daha karanlık yollara başvurur. Bir başkası olma arzusu, zamanla geri dönüşü olmayan trajik olayların fitilini ateşler. Bu gerilim dolu hikaye, bir insanın kendi kimliğinden vazgeçip bir başkasının hayatını çalma çabasının ürpertici sonuçlarını işler.
Matt Damon, Tom Ripley karakterine hayat verirken masumiyet ile karanlık arasındaki geçişleri ustalıkla yansıtıyor. Damon, izleyicinin Ripley’e hem acımasını hem de ondan korkmasını sağlayan, oldukça tekinsiz ve derinlikli bir performans sergiliyor. Jude Law ise, yaydığı enerji ve karizmayla Dickie Greenleaf rolünde adeta devleşiyor; Law bu performansıyla En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu dalında Oscar’a aday gösterilmiştir.
Gwyneth Paltrow, şüphe ile sadakat arasında sıkışan Marge karakterinde son derece zarif ve ikna edici. Filmin kadrosunda ayrıca Cate Blanchett ve Philip Seymour Hoffman gibi dev isimler yer alıyor. Özellikle Hoffman, Ripley’in foyasını ortaya çıkarmaya çalışan küstah Freddie Miles rolünde, filmin gerilim dozunu her göründüğü sahnede zirveye taşıyor.
Yönetmen Anthony Minghella, Patricia Highsmith’in ünlü romanını sinemaya uyarlarken, izleyiciyi görsel bir şölenle baş başa bırakıyor. İtalya’nın nefes kesen manzaraları ve caz tınılarıyla bezeli atmosfer, aslında hikayenin altındaki karanlık ve çürümüş ruh haliyle müthiş bir tezat oluşturuyor. Filmin temposu, bir cinayet romanının soğukkanlılığıyla ilerlerken, kurgudaki başarı izleyiciyi sürekli bir "yakalanma" korkusuyla diri tutuyor. Sinematografi ve kostüm tasarımı, dönemin ruhunu kusursuz bir şekilde yansıtıyor.
Psikolojik derinliği olan gerilimlerden, kimlik temalı hikayelerden ve dönem filmlerinden hoşlanan herkes bu yapımı mutlaka izlemeli. Sadece bir suç hikayesi değil, aynı zamanda sınıf çatışması ve aidiyet üzerine kurulu bir dram arayanlar için de doyurucu bir seçenektir. İtalya’nın güneşli sokaklarında geçen karanlık bir serüvene tanıklık etmek isteyen her sinemaseverin listesinde bulunması gereken bir eserdir.
Bu film, "hiç kimse olmaktansa, sahte birisi olmayı tercih ederim" felsefesinin sinemadaki en güçlü yansımasıdır. Ripley’in zekice kurguladığı yalanlar ve bu yalanların bir kartopu gibi büyüyerek çığa dönüşmesi, izleyiciyi ahlaki bir ikileme sürükler. Matt Damon ve Jude Law’un karşılıklı döktürdüğü sahneler ve filmin hiç düşmeyen gerilimi, onu 90'lı yılların sonundaki en iyi yapımlardan biri kılıyor.
Kimlik Hırsızlığı: Kendi benliğinden nefret eden bir adamın, bir başkasının hayatını sahiplenme arzusu.
Sınıf Çatışması: Zenginliğin getirdiği vurdumduymazlık ile fakirliğin yarattığı hırs arasındaki uçurum.
Yalnızlık ve Takıntı: Kabul görme arzusunun patolojik bir saplantıya dönüşmesi.
Ahlaki Çöküş: Hayatta kalmak ve arzularına ulaşmak için işlenen suçların meşrulaştırılması.
Eğer Tom Ripley’in karanlık dünyası ilginizi çektiyse, şu filmlere de göz atabilirsiniz:
Güneş Lekesi (Plein Soleil): Aynı romanın 1960 yapımı, Alain Delon’lu muazzam bir uyarlaması.
Saltburn: Sınıf farkı, hayranlık ve saplantı temalarını modern bir dille işleyen psikolojik gerilim filmi.
American Psycho: Bir başka kimlik ve narsisizm temelli karanlık karakter incelemesi.
Matt Damon, Tom Ripley rolü için yaklaşık 15 kilo vermiş ve piyano çalmayı öğrenmiştir. Jude Law ise rolü için saksafon çalma eğitimi almıştır. Filmin çekimleri sırasında İtalya’nın gerçek mekanları kullanılmış, bu da filme eşsiz bir otantiklik katmıştır. Ayrıca film, caz müziğinin hikaye anlatımında ne kadar etkin kullanılabileceğinin en iyi örneklerinden biri kabul edilir.
Hayır, film Patricia Highsmith’in 1955 yılında yayımlanan aynı adlı kült romanından uyarlanmış bir kurgudur.
Ripley, sinema ve edebiyat dünyasının en karmaşık "anti-kahramanlarından" biridir; zekası, kırılganlığı ve acımasızlığı onu büyüleyici ve korkutucu kılar.
Filmin orijinal müzikleri Gabriel Yared’e aittir ancak filmde Matt Damon ve Jude Law tarafından seslendirilen efsanevi caz parçaları da geniş yer tutmaktadır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...