

Emma

Antonio

Elio Fioravanti

Maya

Aris

Mara

Silvana

Adriana

Valentina

Kevin
Mükemmel Bir Gün (Un Giorno Perfetto), izleyiciyi sarsıcı bir finalin eşiğinden alıp, o noktaya nasıl gelindiğini adım adım gösteren doğrusal olmayan bir anlatıma sahip. Emma ve Antonio, evliliklerini bir yıl önce noktalamış, iki çocuk sahibi bir çifttir. Antonio, anılarla dolu eski evlerinde yalnızlığın ve terk edilmişliğin hırsıyla kavrulurken; Emma, çocuklarını yanına alarak annesinin evinde yeni bir hayat kurmaya çalışmaktadır. Ancak Antonio için bu ayrılık bir son değil, saplantılı bir takibin başlangıcıdır.
Film, bir gece yarısı Antonio’nun dairesinden yükselen silah sesleriyle açılır. Polisler kapıyı kırmak üzereyken zaman geriye akar ve bu trajik ana giden son 24 saatin anatomisi çıkarılır. Karakterlerin gündelik hayatlarındaki küçük detaylar, bastırılmış öfkeler ve kaçırılmış fırsatlar, yaklaşan felaketin sessiz habercileri olarak işlenir. Ferzan Özpetek, aşkın nasıl bir mülkiyet tutkusuna ve ardından bir yıkıma dönüştüğünü usta işi bir gerilimle anlatır.
Filmin yükünü sırtlayan Isabella Ferrari ve Valerio Mastandrea, karakterlerinin duygusal derinliğini ve aralarındaki aşırı gerilimi izleyiciye hissettirmekte çok başarılılar. Isabella Ferrari, Emma rolünde bir yandan hayata tutunmaya çalışan bir anne figürünü, diğer yandan üzerinde hissettiği sürekli tehdidin yarattığı huzursuzluğu büyük bir zarafetle yansıtıyor.
Valerio Mastandrea ise Antonio karakterinde, sakin görünen ama içten içe patlamaya hazır bir volkanı andıran performansıyla filmin karanlık tarafını temsil ediyor. Özpetek sinemasının vazgeçilmezi olan yardımcı oyuncu kadrosu da, Roma’nın kaotik atmosferinde yan hikâyelerle ana kurguyu besleyerek filmin editoryal gücünü pekiştiriyor.
Yönetmen Ferzan Özpetek, genellikle alışık olduğumuz sıcak aile sofraları ve renkli dostluklar temasından bu filmde uzaklaşarak; daha karanlık, klostrofobik ve sarsıcı bir atmosfer kuruyor. Melina Magenta’nın romanından uyarlanan yapım, yönetmenin sinematografisindeki en sert duraklardan biri. Roma’nın görkemli ama bir o kadar da yabancılaştıran sokaklarında geçen film, seyirciyi sürekli tetikte tutan bir tempo ve başarılı bir kurgu tekniğiyle ilerliyor.
İlişki psikolojisi üzerine kurulu, gerilim dozu yüksek ve toplumsal meselelere dokunan dram filmleri sevenler için bu yapım mutlaka görülmesi gereken bir eser. Saplantılı aşkın karanlık yüzünü merak edenler ve bir Ferzan Özpetek hayranı olup onun farklı bir türdeki denemesini merak eden izleyiciler bu romantik gerilimden etkilenecektir.
Film, aşkın ve tutkunun yanlış ellerde nasıl bir silaha dönüşebileceğini dürüstçe gösterdiği için izlenmeli. "Mükemmel Bir Gün" ismi, aslında yaşanan trajedinin büyüklüğüne yapılan ironik bir göndermedir. Hayatın sıradan bir gününde bile arka planda ne kadar büyük fırtınaların kopabileceğini, sinemanın estetik diliyle anlatan etkileyici bir çalışma.
Saplantılı Aşk: Sevginin mülkiyet hırsına dönüşmesi ve yıkıcı sonuçları.
Kadına Şiddet: Toplumun farklı katmanlarında gizli kalan psikolojik ve fiziksel baskı.
Zamanın İronisi: Sıradan bir günün, geri dönülemez bir felakete dönüşme hızı.
Yalnızlık ve Çaresizlik: Kalabalık bir şehirde bir başına kalmış bireylerin iç dünyası.
Bu filmin yarattığı gergin atmosfer ve dramatik yapıyı sevdiyseniz, şu filmlere de göz atabilirsiniz:
The Unknown Woman (Gönüldeki Yara): Giuseppe Tornatore imzalı, gizem ve dramın iç içe geçtiği sarsıcı bir İtalyan yapımı.
Broken Embraces (Kırık Kucaklaşmalar): Almodóvar’ın tutku ve geçmişin izlerini takip eden derinlikli dram eseri.
Karşı Pencere (La Finestra di Fronte): Özpetek’in yine Isabella Ferrari ile çalıştığı ancak daha melankolik bir tonda ilerleyen ödüllü filmi.
Film, 65. Venedik Film Festivali'nde Altın Aslan için yarışmıştır. Ferzan Özpetek’in İtalya’da en çok tartışılan yapımlarından biri olan bu eser, o dönem İtalya’nın güncel toplumsal sorunlarına ve aile içi şiddet vakalarına ayna tutmasıyla dikkat çekmiştir. Melina Magenta’nın aynı adlı romanı, İtalya’da çok satanlar listesinde yer alırken Özpetek tarafından sinemaya aktarılmıştır.
Polislerin kapıya dayanmasıyla başlaması, izleyicinin sonucu bilerek sürece odaklanmasını sağlar; bu da yaşanan her küçük olayın trajik etkisini artırır.
Antonio, kaybettiği kontrolü geri kazanmak ve Emma’yı kendi çizdiği sınırların içinde tutmak isteyen, ayrılığı asla kabul edememiş saplantılı bir erkektir.
Bu başlık, karakterlerin o gün yaşadığı korkunç olaylar ile dışarıdaki dünyanın hiçbir şey yokmuş gibi devam eden sıradanlığı arasındaki uçuruma vurgu yapan bir ironidir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...