

Khaled

Wikström

Wikström's Wife

Miriam

Nyrhinen

Calamnius

Mirja

Mazdak

Busker / Band Member
Cashier at Train Station
Umudun Öteki Yüzü, yolları Helsinki’de kesişen iki bambaşka adamın hikâyesini anlatıyor. Suriye’deki savaştan kaçıp bir kömür şilebinin içinde Finlandiya’ya ulaşan Halid, resmi makamlardan sığınma talep ederken bir yandan da kayıp kız kardeşini aramaktadır. Diğer tarafta ise karısını ve eski işini geride bırakıp, kumar masasında kazandığı parayla bir restoran açmaya karar veren eski pazarlamacı Wikström vardır.
Finlandiya hükümeti Halid’in sığınma talebini reddedip onu sınır dışı etmeye karar verince, Halid sisteme karşı kaçak bir yaşam sürmeye başlar. Wikström’ün restoranının arka bahçesinde yolları kesiştiğinde, bu iki yabancı arasında sessiz ve sıra dışı bir dayanışma başlar. Film, bürokrasinin soğuk yüzüne ve ırkçılığın karanlığına karşı, bir tabak yemek ve bir parça insanlık ile örülen naif bir direnişin öyküsüdür.
Filmin başrollerinde, Halid karakterine hayat veren Sherwan Haji ve Wikström rolünde usta oyuncu Sakari Kuosmanen yer alıyor. Sherwan Haji, yaşadığı tüm acılara rağmen onurunu koruyan sığınmacı portresini oldukça duru bir oyunculukla yansıtıyor. Sakari Kuosmanen ise Kaurismäki sinemasının o meşhur "duygularını belli etmeyen" (deadpan) tarzıyla, sert kabuğunun altında altın gibi bir kalp taşıyan Finli adam karakterinde devleşiyor.
Kadronun geri kalanı, yönetmenin gedikli oyuncularından oluşuyor. Restoran personeli rollerindeki Simon Al-Bazoon ve Janne Hyytiäinen, filmin absürt mizah yükünü başarıyla sırtlanıyorlar. Oyuncu kadrosu, diyalogların azlığına rağmen beden dilleriyle adeta bir sessiz film estetiği yaratarak editoryal bir derinlik sunuyor.
Aki Kaurismäki, bu filmle modern dünyanın en büyük trajedilerinden biri olan mülteci krizini, klişelere düşmeden ve izleyiciyi ağlatmaya çalışmadan ele alıyor. Filmin görsel dili, 1950’lerin atmosferini anımsatan retro renkler ve özenle kurgulanmış durağan sahnelerle dolu. Yönetmen, en trajik anlarda bile ortaya çıkan absürt mizah sayesinde hikâyeyi ağır bir dram olmaktan çıkarıp, umut dolu bir masala dönüştürüyor. Minimalist anlatımı ve rockabilly müzikleriyle harmanlanmış tarzı, sinemaseverler için eşsiz bir estetik ziyafet sunuyor.
Dünya meselelerine duyarlı, toplumsal eleştiriyi mizahla harmanlayan yapımlardan keyif alanlar için bu film bir başyapıt niteliğinde. Eğer Wes Anderson’ın görselliğini veya Jim Jarmusch’un karakter odaklı sakinliğini seviyorsanız, Kaurismäki’nin bu ödüllü platform filmi tarzındaki eserine hayran kalacaksınız. İnsanlığın henüz ölmediğini kanıtlayan, naif ve samimi hikâyeler arayan herkes bu filmi listesine dahil etmeli.
Umudun Öteki Yüzü, sığınmacı hikâyelerini genellikle gördüğümüz o karanlık ve ümitsiz tablonun dışına çıkarıyor. Filmi benzerlerinden ayıran en büyük fark, trajediyi bir sömürü aracı olarak değil, dayanışmanın bir başlangıç noktası olarak görmesidir. Finlandiya’nın gri gökyüzü altında, farklı kültürlerin bir mutfakta nasıl buluşabileceğini görmek, izleyiciye dünyadaki kötülüklere karşı küçük ama etkili bir panzehir sunuyor.
Dayanışma: Farklı geçmişlere sahip insanların, sistemin dışladığı birine kol kanat germesi.
Mülteci Sorunu: Bürokrasinin duygusuzluğu ve yasal süreçlerin insan hayatı üzerindeki soğuk etkisi.
Absürt Mizah: Hayatın en zor anlarında bile karşımıza çıkan tuhaf ve komik durumlar.
Yabancılaşma: Hem kendi ülkesinde hem de yeni geldiği yerde yabancı hissetme durumu.
Kaurismäki’nin mülteci üçlemesinin bir önceki halkası olan Le Havre (Umut Limanı), bu filmle çok benzer bir ruh ikizidir. Ayrıca Ken Loach imzalı I, Daniel Blake (Ben, Daniel Blake) sistem eleştirisi yönüyle; ya da bir başka göçmen hikâyesini daha sert bir dille ele alan Dheepan filmleri, bu türdeki nitelikli dram örnekleri olarak izlenebilir.
Film, 2017 Berlin Film Festivali’nde Aki Kaurismäki’ye "En İyi Yönetmen" dalında Gümüş Ayı ödülünü kazandırmıştır.
Yönetmen, bu filmi mülteci krizine karşı bir tepki olarak çektiğini ve kârının bir kısmını sığınmacılara yardım eden kuruluşlara bağışlayacağını açıklamıştır.
Filmdeki restoran sahneleri, yönetmenin kendi restoran kültürüne olan tutkusunu yansıtan otantik bir atmosfere sahiptir.
Hayır, hikâye kurgusaldır ancak Suriye savaşı sonrası Avrupa'ya ulaşmaya çalışan binlerce insanın yaşadığı gerçek sorunlardan ve bürokratik engellerden beslenir.
Filmde ağırlıklı olarak Fince ve İngilizce konuşulurken, Halid karakterinin sahnelerinde Arapça diyaloglara da yer verilmektedir.
Tam olarak değil. Kaurismäki'ye özgü "kara komedi" ve dramın iç içe geçtiği bir yapıdadır; güldürürken hüzünlendiren, hüzünlendirirken düşündüren bir tarzı vardır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...